Özerk olmayı öğrenememe belirtilerinden biri de "ayrılık anksiyetesi"dir. İnsanların artık beraber olduklarında da birlikte olduklarını hissedememeleri, ayrılık anksiteyesinin son zamanlarda neden daha sık yaşanır olduğunu açıklar sanırım. Beraberken yaşanan yalnızlık, tek başınalığın yalnızlığından daha ağır olabiliyor. Yalnızlığıyla yüzleşmemek için, beraber olmak istemediği insanlara katlanmaksa çok zor. Çoğu insan bunun farkında bile olmadığından, performans ağırlıklı beraberliklerin kısırdöngüsüne kapılmış olmanın bunaltısını yaşamakta. Kendinden kurtulmak için, bilgisayar ekranına ya da cep telefonunun bağrış çağrış konuşmalarına sığınmak da insanı bu kısırdöngüden kurtaramıyor.
Depresyonun temel belirtisi karamsarlıktır. Daha hafif depresyonlarda bu, daha çok, sürekli eleştirel tavırlar, memnuniyetsizlik ve yaşam sevincinin sönüklüğü olarak ortaya çıkar.
Kendisini evrenin mutlak merkezi olarak yaşayan ve başkalarını uzantıları olarak algılayan insanların artması diğerleri için sıkıntı yaratabiliyor. Kapitalizmin ve teknolojinin, insanları zaten isimsiz varlıklara indirgediği bir dünya yetmezmiş gibi, toplumumuz bir de politik çalkantılarla savrulmakta. Hal böyle olunca, insanların kendilerini ''hiç kimse'' hissetmeleri haline karşı geliştirdikleri ''fark edilme'' çabaları her zamankinden sık görünür oldu. Oysa, farklı olma çabaları, insanı kendine daha da yabancı kılma potansiyeli taşır. Farklı olmak bireyleşme anlamına gelmediği gibi, farklı olmak ve özgün olmak da ayrı şeylerdir.
Merak ve keşfetme dürtüsüyle dünyası zenginleşen insan gelişir ve olgunlaşır. Özerkliğini edinememiş insan ise, tanıdığı, gördüğü ya da duyduğu insanlar ötesindeki dünyaları merak etmez. Onların hayatlarıyla ilgili bir merakiliği dışında yaşam alanı oldukça sığdır ve bu sığlık yaşamakta olduğu kimlik boşluğunun üstesinden gelme konusunda bir engel oluşturur.