Şimdi fark ediyorum da... Yıllar sonra mutlulukla ilişkilendirdiğim çoğu gün, aslında yaşadığım sırada farkında bile olmadığım, fazlasıyla sıradan anlardan oluşuyormuş.
Kendinden değeri olan bir şey yapıyorsak (örneğin, başkalarına nazik davranmak) bunun kendi sağlığımız, mutluluğumuz veya esenliğimiz üzerindeki etkilerinden bağımsız olarak kendi içinde anlamı vardır. Yaşadığımız araçsallaştırma çağında, insanlardan bir şey yapmaları istendiğinde ilk tepkileri, neyin yapmaya değer olduğunu düşünmek yerine, “Ben bundan ne elde ederim?” diye sormak oluyor.
Hayatlarımız ailemizle, dostlarımızla, iş arkadaşlarımızla ve hem işte hem de boş zamanlarımızda bir sürü faaliyetle doluyken dünya anlamlı ve değerli bir yermiş gibi görünüyor. Nadiren durup da kendimize çocuklara yemek yapmanın “anlamlı” olup olmadığını soruyoruz, çünkü yemek yapmak elbette hayatın ayrılmaz bir parçası oluyor. Fakat normal örüntü bozulduğunda, örneğin sevdiklerimiz hastalandığında, öldüğünde veya yeniden yapılanmalar ya da işten çıkarmalar nedeniyle iş hayatımız zorlaştığında, kendimizi her şeyin anlamını sorgularken bulabiliyoruz.