"Saplanıp kaldık hocam," diyordum dönüp dönüp, "çivi gibi saplanıp kaldık, bir yere kıpırdamıyoruz, paslanıyoruz, çürüyoruz... Anlıyorsun beni değil mi?"
Yurdanur'u düşünüyorum; yarın müsaadeliyim, tiyatroya gideceğiz onunla. Yurdanur'un bal rengi gözlerini düşünüyorum, ellerini, burnunu, bukleli saçlarını, güzel kokusunu, dudaklarını, nefesini... Yurdanur, seni düşünüyorum.
"Acı olan ölüm değil, yarım kalmak doktorum" diyordu Murat Hoca üç numara gözlüklerinin ardından. "Emin ol, bir ölüden daha hüzünlüdür, arkasında bıraktığı ütülü pantolonlar."