Tüm paranın yüzde 90’ından fazlası (hesaplarımızdaki 400 trilyon dolardan daha fazla) sadece bilgisayarlarda mevcuttur. Buna bağlı olarak pek çok mali işlem, elektronik verinin bir bilgisayar dosyasından ötekine aktarılmasıyla, yani herhangi bir fiziksel transfer olmadan yapılır. Sadece bir suçlu ev alırken para dolu bir çanta verir, insanlar elektronik veri kullanarak mal ve hizmetleri takas etmeye oldukça isteklidir, bu yöntem pırıltılı metallerden ve gıcır gıcır kağıtlardan bile daha iyidir; hem yer kaplamaz hem de hesabını tutmak daha kolaydır.
Karmaşık ticari sistemlerin işleyebilmesi için bir tür paranın olması kaçınılmazdır.
Modern hapishanelerde ve esir kamplarında, sigara çoğu zaman para yerine geçer. Sigara içilmeyen hapishanelerde bile mahpuslar sigarayı para olarak kabul etmeye isteklidir ve diğer tüm mal ve hizmetlerin fiyatını sigarayla ölçerler. Auschwitz’den kurtulabilen biri, kampta para olarak kullanılan sigarayı şöyle anlatıyor: “Kimsenin değerini sorgulamadığı kendi para birimimiz vardı: sigara. Her ürünün fiyatı sigara bazındaydı..."
Yine de çoğu toplum, çok sayıda uzmanı birbirine bağlamanın daha kolay bir yolunu buldu: parayı icat ettiler. Paranın icadı teknolojik bir dönüm noktası değil, zihinsel bir devrimdi. Bu devrim, sadece insanların ortak hayal gücünde yaşayan yeni bir gerçekliğin yaratılmasında gizliydi.
Para, madeni metaller veya banknotlar demek değildir; mal ve hizmet takasını gerçekleştirmek amacıyla diğer ürünlerin değerini sistemli olarak belirleyebilmek için insanların kullanmaya razı oldukları şeydir.
“Herkes yeteneğine göre çalışacak ve ihtiyacına göre ürün alacak” fikri pratikte “herkes olabildiğince az çalışacak ve eline geçirebildiği kadar fazlasını alacak” fikrine dönüşmüştü.