Kitabın başında Selime teyzenin eteğinin dibine oturdum bir bardak çay içtim.
Kitabın sonunda Meltemin yanına oturdum 1 kase sütlaç yedim.
Biraz duygulandım.
Biraz ağladım.
Onların hikayesinde kayboldum kayboldum düzlüğe çıktım.
Her hayat her insan bambaşka bir dünya…
Kitapta Fıratın bahsettiği gibi;
“Ben kadere inanırım… Her şey önceden belli; ne olacağı, kiminle olacağı belli. Hiç kimse değiştiremez. Sen sadece rolünü iyi oynarsın ya da oynayamazsın. Bu kadar. Kes bütün iplerini. Sen kukla değilsin. Kaderinin hakkını veren müthiş bir oyuncusun. Zaten yapmışsın. Bırak ‘öyle olmuştu, böyle olmuştu’ demeyi.
OLAN BİTEN HER ŞEY BİZİ BUGÜNE HAZIRLAMAK İÇİNDİ, talihsizlikler de öyle…”
“Herkes dertte değil, herkes derste. Herkes derdiyle dersini alıyor. Ders alınacak, sınav geçilecek… Teneffüs ancak o zaman.”
Defalarca kez altını çizer defalarca kez kendime bu cümleleri okur hatırlatırım.
Terapi gibi bir kitaptı.