"Zeynep lazım, gözlerinde karların üzerine doğan güneş parıltıları görüyorum. Karlar eridikçe altından filizlenen bahar tomurcuklarını göreceksin. Aynı şevkle şavkı vurdukça ruhuna, çağıldayan ırmaklara dönüşecek bu yolculuğun sendeki hevesi. Bulduğun fark ettiğin idrakine vardığın ne varsa sevdiklerine anlatmakla mükellefsin kızım. Bilginin de zekâtı vardır, unutma.”
İnsan yaradılışı gereği korktuğundan kaçıp sevdiğine yaklaşan bir mizaca sahiptir. Hâl böyleyken çocukken bizi korku kültürüne maruz bırakanlar, esefle belirtmeliyim ki yaratıcımızdan uzaklaştırdılar. Oysaki bilseydik O'nun o sonsuz hazinesini ve rahmetini. Anlayabilseydik bir anne şefkatinde üzerimize titrediğini. Adını dilimizden hiç düşürmezdik şüphesiz.
Unutma ki seni yaratan her meselede ilahi senin hayrını gözetir. Yoluna kimi ve neyi çıkarıyorsa bil ki mutlaka senin gelişimine faydası olacak tecrübelere hizmet edecektir
Son sohbetimizde Derviş Dede acının hizmet ettiklerini anlatırken Levh-i Mahfuz'dan şu cümleleri örnek vermişti,
"Anlayabildiğin hiçbir şey sana acı vermez. Bilge, acı çekmez acının öğretmen olduğunu bildiği için. Acı, içinde sana yazılmış bir mektubun saklı olduğu bir şişedir, Farkındalığı yüksek insan acısının şişesini açar ve içindeki mektubu okur.
Acı, Yaradan'dan gelen bir ceza değildir. Acı, kişinin kendisini aşmasıdır. Acı, gelişmektir.Spor sonrası duyduğun kas ağrıları, kaslarının geliştiğinin müjdecisidir. Her acıda anlama ve anlamlandırma sınırlarını zorlarsın. Şifresini çözdürsene dek sana varlığını hissettiren acı, onun nedenini anladığın anda kesilir. Acı öğretmendir ve senin mektubu okumanla birlikte dersi bitmiştir’’
Çünkü biliyordum ki artık eğer Yaradan dilerse onun çözemeyeceği hiçbir dert yok. Biz kullar her sıkıntıyı sanki gücümüz yetecekmiş gibi kendimiz çözmeye çalışarak bazen kendimize işkence diyorduk Elimizden gelen her şeyi ne kadar yaparsak yapalım ulaşamayacağımız noktalar da vardı. İşte burada elimizle sıkı sıla tuttuğumuz halatları biraz gevşetmek ve işi ehline bırakmak gerekiyormuş demek ki