Hürriyet…
Bu kelimeyi bugün sadece siyasi manasında kullanıyoruz. Ne yazık! Onu politikaya mahsus bir şey addedenler korkarım ki hiçbir zaman manasını anlamayacaklardır. Politikadaki hürriyet, bir yığın hürriyetsizliğin anahtarı ve ardına kadar açık duran kapısıdır. Ben bu kadar kendi zıttı ile beraber gelen ve zıtlarının altında kaybolan nesne görmedim. Kısa ömrümde 7-8 defa memleketimize geldiğini işittim. Evet bir kere bile kimse bana gittiğini soylemedigi halde 7-8defa geldi ve o geldi diye bir sevincimizden davul zurna sokaklara fırladık. Nereden gelir? Nasıl birdenbire gider? Veren mi tekrar elimizden alır yoksa biz mi birdenbire bırakır “buyrun efendimiz ben artık hevesimi aldım sizin olsun belki işinize yarar” diye hediye mi ederiz bir türlü anlayamadım. Nihayet şu kanaate vardım ki ona hiç kimsenin ihtiyacı yoktur. Hakikaten muhtaç olsaydık hakikaten sevseydik o sık sık gelişlerinden birinde adamakıllı yakalar bir daha gözümüzün önünden, dizimizin dibinden ayırmazdık. Ne gezer? Daha geldiğinin ertesi günü ortada yoktur. Ve işin
garibi biz de yokluğuna pek çabuk alışıyoruz. Kıraat kitaplarında birkaç manzume, resmi nutuklarda adının adının anılması kafi geliyor.