"20 yaşında kalıbı, rotası, adı gayet belli bir hayata yazılıydım. 30 yaşına geldiğimdeyse bin kapıdan kışlanmış bir tavuk kadar şaşkındım. Ne rotam, ne kalıbım, ne de adım kalmıştı artık. Bildiğim öğrendiğim hiçbir şeyden emin değildim. Ağzımı araladığımda, dudaklarım yuvarlaklaşıp bir balık misali ağır ağır açılıp kapanıyor, beynimde cümle fikrimi felç eden sıcak, koyu sıvılar dolaşıyordu. Oysa yaşlandıkça, en azından birkaç şeyden emin olması gerekmez miydi insanın?"