''Kusurlarınızı kabul ettiğiniz görülmemiştir, özür dilemeyi bilmezsiniz. Kendi yakınlarınıza tecavüz eder, sonra namus için adam öldürürsünüz. Tanrının adı daima dilinizdedir. Çok iyi ağlarsınız. Ağıt dinleyip eski günleri hayal edersiniz. Dünya yansa umurunuzda değil, yeter ki evinizin duvarından bir taş eksilmesin. Kötülüğün dışarıdan geldiğine inanırsınız. Kötülüğün kaynağı ya komşunuz ya da köye gelen yabancılardır. Kendi kalbinizde bir yılan taşıdığınızı görmezsiniz.''
"Eskiden kent her yanda uçsuz bucaksız genişlerken, evler kat kat yükselip de ğöğü kapatmaya yeltenmezdi. Binaların sınırı, göğün görebileceği eşikteydi. Çocuk halimle hissederdim bunu. Hangi sokakta başımı kaldırsam gökyüzünü görebilirdim. O zamanlar kentin silüeti birbirine bağlı küçük tepeler gibi uzar, dalgalanırdı."
"Her yaşın kendine göre bir güzelliği yoktu. Emin olduğun, farkında olduğun hiçbir yaşın güzelliği yoktu. Yaş öyle bir şey olacaktı ki, sen bilmeyecektin. Sana yaşını sorduklarında şaşıracaktın, şöyle durup hesaplamak zorunda kalacaktın."
"20 yaşında kalıbı, rotası, adı gayet belli bir hayata yazılıydım. 30 yaşına geldiğimdeyse bin kapıdan kışlanmış bir tavuk kadar şaşkındım. Ne rotam, ne kalıbım, ne de adım kalmıştı artık. Bildiğim öğrendiğim hiçbir şeyden emin değildim. Ağzımı araladığımda, dudaklarım yuvarlaklaşıp bir balık misali ağır ağır açılıp kapanıyor, beynimde cümle fikrimi felç eden sıcak, koyu sıvılar dolaşıyordu. Oysa yaşlandıkça, en azından birkaç şeyden emin olması gerekmez miydi insanın?"
"Şiirin gücü lanetinden gelir. Yalan söylemeyen şiir yoktur. Şiire samimiyet, dürüstlük, iyilik gibi özellikler yüklersen cevherini öldürürsün. Şiir ilhamını cennetten değil, cehennemden alır."