1241'de çıkan ve devletin istiklâlini hakikaten tehlikeye atan Babâiler İsyanı'nı besleyen asıl kuvvet de bu son derecede cengâver, mevcut otoriteyi tanımaya hiç de razı olmayan, sürülerine serbest otlak, kendilerine beylik arayan Harezm kabileleridir.
Tarihimizin ikinci dönüm yerinde, Mİlli Mücadele'nin ilk temeli gene Erzurum'da atılır. Her şeye rağmen hür, müstakil yaşamak iradesi ilkin bu kartal yuvasında kanatlanır.
Balou sıra dağlarında kuraklıkla gelen açlık, susuzluk köy halkını göçe zorluyor. Köylünün peşinden yollara düşemeyeceğini yaşının buna müsade etmeyeceğini düşünen ihtiyar bir adam. Dini ritüellerde gözlerini kaybeden sadık bir köpek. Bir de ihtiyarın yaşam umudu olan mısır fidesi... İşte bu üçlünün hikayesi....
Köyde ki kuyuda çok az su kalmıştır. idareli kullansalar da daha zorlu günler onları bekliyordu. Bir damla suyun kıymetini teriyle mısır fidesini sularken hatırlatıyor.
Yaşlı adam su bulmak için gittiği yolda kurt sürüsüyle karşılaşır. Ayakta durmaya dermanı kalmamasına rağmen kıpırdamadan kurdun gözünün içine baka baka hayatta kalmaya çalışır.Çok etkileyici bir kısımdı.
İhtiyar adamın köpekle olan dostluğu içinizi ısıtacak ancak güneşin ışığı rahatsız edecek.
Umut hikayenin temel öğretisiydi.Umut hayatımızı ele geçiren bir tehlike miydi yoksa devam etmemizi sağlayan bir mucizeye inanmak mıydı?
Belki Milli Mücadele yıllarının bıraktığı bir tesirdir, belki doğrudan doğruya çelik zırhlarını giymiş ortada dolaşan bir eski zaman silahşoruna benzeyen kalesinin bir telkinidir;Ankara, bana daima dâsitani ve muharip göründü.