"İnsan gün ışığını hiç görmeyince mevsimleri hesaplamak kolay olmuyor. Dayanma gücü ise her zaman beş dakika daha... Beş dakika daha... diye ölçülüyor. Bu hayata beş dakika daha dayanabilirim diyor insan. "
Babama onu ne kadar sevdiğimi bir türlü söyleyemeyişim. Bu kadar açık ve dünyevi kelimelerle konuşma adetinde değildik. Babamın sert fakat hassas profilinden her çizgisi gözümün önünde. Elli yıl . Her biri önemsiz bir sürü şeyle dolu. Asıl önemli olanlar belleğinden yıkılıp gitmiş.. Zaman zaman babama acıdığımı hissederdim, ona kendisini çok sevdiğimi söylemediğim için. Ama aslında kendime acıyordum. Benim söylemeye duyduğum ihtiyaç onun İşitmeye olan ihtiyacından fazlaydı..
Zaman denen şeyin ne tür bir sihirbaz hilesi olduğunu bir kere daha anlıyorum. Artık altmış altı yaşındayım Nikko. Senin bulunduğun noktadan ileriye bakıldığında altmış altı yıl çok uzun bir süre. Senin hayat tecrübenin üç katından fazla. Ama benim bulunduğum noktadan bakıldığı zaman, yani geçnişe doğru bakıldığı zaman, bu altmış altı yıl, tıpkı şu dökülen kiraz çiçeklerine benziyor. Hayatım alelacele çizilmiş ama vakit yetmediği için ayrıntıları doldurulmamış bir resme benziyor.