ebru

ebru
@ebrugolge
24 Mart
193 kütüphaneci puanı (Geçen ay: 100)
1303 okur puanı
Nisan 2017 tarihinde katıldı
10/10
·264 syf.·
2021 21. kitabı
“Anneden, Yuvadan, Cennetten daha tatlı bir sözcük vardır; bu sözcük Özgürlüktür.” -Matilda Joslyn Gage Biz, bizi korkutan, rahatımızı bozan şeylerden kaçınarak büyüyoruz genelde. Nerde ne yapacağımız, ne söyleyeceğimiz, nasıl düşüneceğimiz bizim yerimize düşünülüyor çok önceden. Seçimlerimizin önüne güvenceyi koyuyoruz. Her zaman güvende olmak, özgür olmaktan daha önemliymiş gibi görünüyor. Ama sadece kadınlar için… “Bir noktaya kadar bağımlılık ihtiyaçları, hem kadın hem de erkek için oldukça normaldir. Ama göreceğimiz üzere kadınlar, çocukluktan itibaren sağlıksız ölçüde bağımlı olmaya özendirilir. (…) Erkekler, doğdukları günden itibaren bağımsızlık için eğitilir. Tam tersine kızlara ise bir çıkış yolu olduğu, bir gün, bir şekilde kurtarılacakları öğretilir.” Kendi sorumluluklarımızı almayı küçük yaşlarımızdan itibaren öğrenmeyince, biz de sorumluluklardan kaçmayı benimsiyoruz hayatımız boyunca -bu düşünce ne kadar hoşumuza gitmese de-. Bunun en önemli göstergesi sanırım evde kalmak. Evde olmak, bir tür sorumluluktan kaçmak. Sürekli faturalarınızı ödeyen, ihtiyaç duyduğunuz parayı sağlayan birinin olması güzel değil mi (!) Toplum da bunu benimsiyorsa, normal görünen, uygun gösterilen rol model buysa? Bu bağımlılığı kabullenmemiz, özgürlüğümüzden vazgeçmemiz için her şey çok uygun görünüyor, en büyük çelişki göz ardı edilirse. Benim özgür gelişimimi kabul etmeyen toplumun rol modellerine neden uyayım? Neden kendi yeteneklerimi geliştirip kendi hayatımı kazanmak varken, başkasının gelişimine yardım edip, karşılığında bana sunulan güvenceyle yetineyim? Bu güvence, güvence mi gerçekten? Ya beni, yeteneklerimi sakat bırakıyorsa? “İnsanlık tarihi, erkeğin kadına yönelik tekrarlanan bir yaralamalar ve gasplar tarihidir.” (
Sindrella KompleksiColette Dowling · Afrika Yayınları · 2020970 okunma
Reklam
Puan vermedi·140 syf.·
2020 87. kitabı
Plan yapmadan okuduğum, kitapçı gezerken rastgelip aldığım, yani tesadüf eseri yazarıyla tanıştığım ve sonra çok sevdiğim kitaplar var. 100'lük Ülkeden Mektuplar da onlardan biri oldu. Uzun zamandır kitapçı kitapçı dolaşamıyorum. Bu kitap da sahaftan verdiğim siparişimde, görüp bir anda sepetime eklediğim bir kitaptı. Düşünmeden aldım, ne zaman böyle olsa benim kitabı değil, kitabın beni seçtiğini düşünüyorum. Kitap 12 öyküyü içeriyor, mektup biçiminde yazılmış öyküler: "100'lük Ülkeden Mektuplar, yolculuklar boyunca yazılmış pasaportsuz mektuplar; vapurlarda, dolmuşlarda, uçaklarda ve uzaklarda; geçmişe ve geleceğe..." Hem kendi yaşamından yola çıkıp hem toplumsal konulara değinmiş, kendi yaşamıyla ilişkiler kurarak yazmış öykülerini. İçlerinden en sevdiğim öykü, Doğmuş Kızıma Mektup öyküsü oldu. Kızına yazdığı bir mektuptur bu, ve en başta kendisinin de tanışmadığı Teslime Nesrin'i anarak başlar öyküye. Teslime Nesrin, toplumsal cinsiyet rollerine ve her türlü ayrımcılığa karşı çıkabilmiş bir kadındır. Çiçekoğlu da öykülerinde de gördüğüm kadarıyla ırkçılığa, ayrımcılığa, şovenizme karşı çıkmış; neye muhalefet olduysa hep insanı savunmuştur. Politik duruşu, “düşünceleri” sebebiyle, 12 Eylül 1980 darbesinin ardından cezaevine giren isimlerden biri olmuştur. Kitaptaki “İdrarlarını İçen Tutuklular” öyküsünde, kendi cezaevi sürecini de anlatır. İşkenceler, yara izleri, tutuklulara günlerce su bile verilmemesi ve çok daha fazlası. “İşkenceye rağmen suçlamaları reddederseniz, demek ki bilinçli militansınız! Basın yayın organlarında böylece tanıtılmalı ve bu yüzden hüküm giymelisiniz!” Düşünmek bile korkunç değil mi, mahkeme kararlarının polisin işkenceyle birlikte yaptığı sorgulara göre şekillenmesi, suçsuz olduğunu söyleyen insana işkenceyle suçlu olduğunun söyletilmeye
Edebiyat
100'lük Ülkeden MektuplarFeride Çiçekoğlu · Can Yayınları · 199630 okunma
10/10
·200 syf.·
2020 41. kitabı
Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet, Ayşegül Altınay ve Yeşim Arat’ın 2007 yılında yaptığı bir alan araştırmasıdır. En büyük sosyal problemlerimizden bir olan kadına yönelik şiddetle ilgili yapılan araştırma sayısının azlığı sebebiyle, bu araştırmanın önemli bir araştırma olduğunu düşünüyorum. Üzerinden 13 sene geçmiş, günümüze daha yakın bir tarihli araştırma daha bulup kıyaslamak isterdim ama şimdilik bir kaynak bulamadığım için yapamıyorum. Bir kişiye veya kişilere yapılan sözel, fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik zarar verici her türlü hareket şiddettir. Fiziksel şiddet, bir kimsenin başkası tarafından fiziksel saldırıya uğramasıdır. Ekonomik şiddet, kişinin çalışmaya zorlanması, gelirlerine el konulması ya da gelir sağlama özgürlüklerinin elinden alınmasıdır. Cinsel şiddet, kişinin rızasının baskı yoluyla alınmasıyla veya rızası dışında ilişkiye zorlanmasıdır. Psikolojik şiddet ise kişinin ruh sağlığını bozucu davranışlarda bulunulmasıdır. “Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının var olan potansiyellerini gerçekleştirmelerinin önündeki en önemli engellerden birisi olmaya devam etmektedir. Özellikle kız çocukları ve kadınları çekirdek aile içinde, geniş aile bağlamında, sokakta, okulda ve iş hayatında fiziksel, ekonomik, psikolojik ve cinsel şiddete maruz kalmakta; yaşanan şiddetin kız çocuklarının okuyamamasından kadınların toplumsal hayata etkin katılamamalarına, kadınların çocuklarına uyguladıkları şiddetin artmasından istenmeyen evliliklere, sakatlıklardan ölümlere kadar çok kapsamlı sonuçları olmaktadır.” Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, aile içi şiddet özellikle koca şiddeti araştırmanın da sonuçlarında gördüğümüz gibi kadınların hayatında belirleyici bir rol oynuyor maalesef. Araştırma 3 bölümden oluşuyor. İlk bölümde
Türkiye'de Kadına Yönelik ŞiddetAyşe Gül Altınay · Metis Yayınları · 200827 okunma
7/10
·152 syf.·
2020 16. kitabı
Yaklaşık bir buçuk ay oluyor kitabı okuyalı ve filmini izleyeli. Geç de olsa incelemeye yazmaya karar verdim. Hakkında zaten 138 tane inceleme yazılmış, farklı noktalara değinebilmeyi umut ediyorum. Eser kısaca, annesini öldürdüğü gerekçesiyle dava edilen mahkumun, merhametli olması gerektiğine sonradan inanan ‘Reis Bey’ tarafından yargılanmasını konu ediniyor. Kitabı bitirdiğimde beni rahatsız eden bir çok nokta olduğunu fark ettim. Kitabın teması olan ‘merhamet’ yargıcın faaliyetleri üzerinden ele alınıyor. Hepimiz merhametin ne kadar önemli ve gerekli bir duygu olduğunda hemfikirizdir. Ama yargıcın mesleğinin gerekliliğini yerine getirmediği için yanlış kararlar vermesine ve sonrasında vicdan azabı çektiğinde herkesin Reis Bey’in ne kadar merhametli olduğunu düşünmesine anlam veremedim. Ben ilgi alanıma girdiği için incelemede daha çok yargılama kısmından bahsedeceğim. İoanna Kuçuradi , yargıcın yaptığı işi üç aşamaya ayırıyor: Bilgilenme, yargılama ve karar verme aşamaları. Benzer şekilde doğru değerlendirme aşamaları da üçe ayrılır: Anlama, değerlendirilen eylemin farklı eylem olanakları arasındaki yerini görme ve tek bir eylemin değeri ile insan dünyasına kattıkları arasında bağlantı kurma. Kitapta mahkumun annesini öldürmüş olabileceğine ve aynı zamanda öldürmemiş olabileceğine ilişkin bir çok gösterge sunuluyor. Reis Bey’in bilgilenme dediğimiz ilk aşamada edindiği bilgilerin doğruluğunu soruşturması ve araştırması gerekiyor. Daha bilgilenme aşamasındayken mahkuma önyargıyla yaklaşan Reis Bey doğal olarak doğru bilgilere ulaşamıyor ve yanlışları kendini yargılama ve karar verme aşamasında da izliyor. Yargılama aşamasında, mahkumun eylemiyle suç sayılan eylemler arasında bağlantı kurmanın yanında, yargıcın her iki tarafın da
Hukuk
Reis BeyNecip Fazıl Kısakürek · Büyük Doğu Yayınları · 20149,8bin okunma