“Anneden, Yuvadan, Cennetten daha tatlı bir sözcük vardır; bu sözcük Özgürlüktür.” -Matilda Joslyn Gage
Biz, bizi korkutan, rahatımızı bozan şeylerden kaçınarak büyüyoruz genelde. Nerde ne yapacağımız, ne söyleyeceğimiz, nasıl düşüneceğimiz bizim yerimize düşünülüyor çok önceden. Seçimlerimizin önüne güvenceyi koyuyoruz. Her zaman güvende olmak, özgür olmaktan daha önemliymiş gibi görünüyor. Ama sadece kadınlar için… “Bir noktaya kadar bağımlılık ihtiyaçları, hem kadın hem de erkek için oldukça normaldir. Ama göreceğimiz üzere kadınlar, çocukluktan itibaren sağlıksız ölçüde bağımlı olmaya özendirilir. (…) Erkekler, doğdukları günden itibaren bağımsızlık için eğitilir. Tam tersine kızlara ise bir çıkış yolu olduğu, bir gün, bir şekilde kurtarılacakları öğretilir.” Kendi sorumluluklarımızı almayı küçük yaşlarımızdan itibaren öğrenmeyince, biz de sorumluluklardan kaçmayı benimsiyoruz hayatımız boyunca -bu düşünce ne kadar hoşumuza gitmese de-. Bunun en önemli göstergesi sanırım evde kalmak. Evde olmak, bir tür sorumluluktan kaçmak. Sürekli faturalarınızı ödeyen, ihtiyaç duyduğunuz parayı sağlayan birinin olması güzel değil mi (!) Toplum da bunu benimsiyorsa, normal görünen, uygun gösterilen rol model buysa? Bu bağımlılığı kabullenmemiz, özgürlüğümüzden vazgeçmemiz için her şey çok uygun görünüyor, en büyük çelişki göz ardı edilirse. Benim özgür gelişimimi kabul etmeyen toplumun rol modellerine neden uyayım? Neden kendi yeteneklerimi geliştirip kendi hayatımı kazanmak varken, başkasının gelişimine yardım edip, karşılığında bana sunulan güvenceyle yetineyim? Bu güvence, güvence mi gerçekten? Ya beni, yeteneklerimi sakat bırakıyorsa?
“İnsanlık tarihi, erkeğin kadına yönelik tekrarlanan bir yaralamalar ve gasplar tarihidir.” (