Gözlerimizi hayata sımsıkı yumarak daha ne kadar yolumuza gidebilirdik? Elbet bi yerde toslayacaktık duvara. Yoklukla, faniliğimizle karşılaşmamak için gözlerimizi hayattan kaçırıyoruz; yaşıyormuş gibi yaşayarak, yaşayanlar mezarlığının bi üyesi olarak. Yoklukla karşılaşmaktan kaçmak hayatı marazi ve sahte biçimlerde yaşamamıza yol açar.
"Ona insanın bu dünyada bedeniyle değil, sadece ruhuyla var olduğunu söyledim. Sadece ruhumuzda taşıdığımız mücevherlerin bizi başka insanlardan farklılaştırdığını, akledebilen kalbin ne büyük bir bağış olduğunu. "
Maneviyat bize dertlere katlanmayı değil, onları katlamayı önerir. Elbiselerin, örtülerin, eşyaların katlanma özelliği olmasaydı, evlere sığamazdı insan. Demirin ve diğer metallerin katlanma özelliği olmasaydı sanayi oluşmaz ve hayat devam etmezdi.
... " Soylular, kalplerini bir mücevher gibi taşıyan ve kalpleriyle düşünen insanlardır. Bu ülkenin en soylu insanları, diğerlerinin acısını içinde en çok hissedenlerdir.