“Konuşmak neye yarar?” Kralın, papazların, asilsazedelerin istila ettiği, bir delinin, ilkesiz bir çapkının tahtta oturduğu, halka böylesi bir hakaretin varisler tarafından hoş görüldüğü, şarlatan piskoposların çeteleşerek koltuk kapma yarışına girdiği, şımarık ve zalim Kilise’nin kibirli bir istismara ön ayak olduğu, daimi bir ordu idame edilirken bir dizi tembel papazın ve şımarık ailelerinin hunharca toprağın yağından beslendiği bir yerde mantık ne arar?
Bakın, bu kitap beni hem derinden sarstı hem de fazlasıyla rahatsız etti. Hikâye, bir babanın kızına karşı duyduğu “saplantılı duyguların” ağırlığı altında ezilen bir genç kadının iç dünyasını anlatıyor. Shelley, bu konuyu öyle derin bir duygusallıkla işlemiş ki; iğrenç ve utanç verici bir itiraf bile insani acının bir parçası gibi hissediliyor.
Okurken sürekli “Shelley, bunları yazarken gerçekten ne yaşadın?” diye düşündüm.
Mathilda’nın karmaşası, yalnızlığı ve suçluluk duygusu o kadar gerçekti ki, bazı sayfalarda nefesim kesildi. Bazı kısımlar beni tiksindirdi, hatta kendimi sık sık “Ben ne okuyorum ya?” derken buldum. Kısacası kitap iyi ki 108. sayfa da bitmiş. Daha fazla uzasaydı devam edemeyebilirdim.