Törüngey ve Ece
Altay Türklerinin mitolojilerine göre Törüngey'in (Türüngey ve Torungay) insanların ilk atası olduğu düşünülmektedir. Buna rağmen yerde değil gökte yaşadığı bildirilir. Bu esnada herhangi bir boyu yoktur. Ayrıca eşi de bulunmamaktadır. Bir süre sonra yeryüzüne yollanma vakti gelir. Türk maddi kültürünün önemli unsurları olan su, ateş ve demirle gelmesi büyük önem taşır. Evlendiği karısının unvanı ecedir. Kraliçe, güzel kadın anlamına gelen ece Kırgızların tarihinde günümüze kadar yaşayan bir unvan/sözdür. Çok büyük tasvir edilen bir evi vardır. Evin elli kapısı, kırk penceresi, otuz kirişi bulunur. Tarla sürmeyi başlatması, bölgede tarımın başlaması olarak yorumlanır. Çünkü sabanı (köten) o icat etmiştir. Orta Asya bozkırlarının en önemli içeceği kımızı da onun bulduğu bildirilir. Dolayısıyla kımızla ilgili törenleri o belirlemiştir. Gökten düştüğünü söyleyenler de vardır. Ateşi bulması, doğrudan Gök Türklerin köken efsanesiyle bağlantı kurmamızı sağlar. Aynı bölge için ilkbaharda karlar eridiği zaman toprağın sürüldüğüne ilişkin kayıtlarla örtüşür.
Sayfa 76 - kronik·Kitabı okuyor
1000Kitap
Erlik Han
​Türk mitolojisinde, özellikle Güney Sibirya-Altay Dağları bölgesinde yaşayan Türklerin mitolojilerinde yerin altındaki kötülük tanrısına Erlik Han denir. Ülgen'in oğlu ve Yer-Tengri'nin yeğeni Kayrahan'ın torunu olduğu değerlendirilir. Tengri'ye karşı suç işlediği için yerin altına gönderilmiştir. O da gittiği yeraltı dünyasının en alt katında yeşil demirden yapılmış bir sarayda, gümüş tahtta oturmaktadır. Çok az ışık saçan koyu kırmızı güneşe sahip olduğuna, dokuz semerli boğasının yeraltında var olduğuna inanılır. Ülgen'in yarattığı halka göz koyan Erlik Han amacına ulaşamayınca halkın yemesinin yasak olduğu dallardaki meyveleri onlara yedirterek insanları aldatmıştır. Törüngey ile Ece adlı bir erkek ile kadını kendi yanına çekmiştir. Bu iki kişi cezalandırılıp dünyaya gönderilerek, insan neslini çoğaltmada görevlendirilmiştir. Bundan sonra yeraltında yaşamaya devam eden Erlik Han, kötülüklerin kaynağı gösterilmiştir. Daha çok korkunç tipli ve kıyafetli, kara renkli tasvir edilir. Erlik'in oğulları yeraltına inen Şaman'a rehberlik ederler.
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ece Ayhan bunun neresinde? Bir kısmında yok belki ama bazı kı-sımlarında var. İlk ortak nokta, şairin sisteme ve egemenlere karşı duyduğu nefret ve tiksintide yatıyor. İkinci unsursa, şairin ulus ale-gorisini, şiirde en yoğun bir biçimde, “taraf”ını otokratik Kema-lizm’e karşıtlık olarak kuran dili ve şiiridir. Kısacası düşüncesidir. En azından Ece Ayhan şiirine bakarken, ulus alegorisinin, günü-müze kadar uzanan “yeni” yeraltı biçimi bağlamında nasıl doğur-ganlaştığını görmek gerekir (küçük İskender, Altay Öktem, Ayhan Kurt ve günümüze uzanan nice şair…).
Sayfa 83 - Edebı seyler yayınevı 2018
Deneme, İnceleme, Edebiyat
Hayat bu kadarını hak etmiyor mr. mersault
Yirmi bir Ocak bin dokuz yüz altmış dört günü, hayata yabancı bir kadın olan annem doğum yaptı. Bunda olağanüstü bir şey yoktu, hatta gereğinden fazla olağandı bu durum. Yine de ters giden bir şeyler olduğundan kuşkulanıyordum; yabancı bir dünyaya doğmuş olmak, dünyaya yabancılaşmayı gerektirmiyordu. Kimse dünyayı kendine benzetemiyordu, çünkü “kendi” diye bir kavramın farkında değillerdi ve benzetemedikleri şeye benzeyerek sıradanlaşıyorlardı. Kutsal kitaplar buna kader diyordur büyük olasılıkla ya da alınyazısı, belki de uydurulmuş başka bir sözcük, ne fark eder! Hayat bize bir şey sunmadı, biz kendimizi ona sunduk. Bir anlamda, alınan kararlara uyduk. Yukarıda belirtilen tarihte doğmuş olmak beni şaşırtmıyor ama, annemin doğum sırasında ölmemiş olmasına sevinmeli miyim, yoksa üzülmeli miyim, henüz karar veremedim. Oysa ben ölsem annem üzülürdü. Üzüntünün ne kadarının doğuştan gelen bir güdü, ne kadarının öğrenilmiş , yani insana dayatılmış bir duygu olduğunu düşünmeden, öylesine üzülürdü işte! Hayat bu kadarını hak etmiyor. Herkes ayrı ayrı konuşmaya başlasa, ama aynı şeyi söylese, hayat beni hak etmiyor dese… Keşke… (…) Sıradan günlerin peşi sıra dizildiğinden olsa gerek, tanrıya inanmak inanıp inanmamak gerektiğini bile sorgulamadım, onun bana inanmadığını bilmem, pek çok şey için yeterli oldu. İnsanları çok sevdiğimi hissettiğim an, aslında insanları sevmediğimi, onlara tahammül ettiğimi de anlayıveriyordum. İşin tuhafı bu duygu beni rahatsız etmiyordu, rahatlatmıyordu da! Doğmuş ya da ölmüş olmak , belki de milyonlarca küçük tesadüfün birleşmesinden kaynaklanıyor. Doğurmuş ya da öldürmüş olma ihtimalini de göz ardı edemeyiz. Hepsi de bir bütünün birbiriyle ilişkili ya da tamamen ilişkisiz parçaları… Başka nedir? Kendim hakkında söyleyebileceklerim bunlar.
Sayfa 25·Kitabı okudu
Altay Türklerinin mitolojilerine göre Törüngey'in (Türüngey ve Torungay) insanların ilk atası olduğu düşünülmektedir. Buna rağmen yerde değil gökte yaşadığı bildirilir. Bu esnada herhangi bir boyu yoktur. Ayrıca eşi de bulunmamaktadır. Bir süre sonra yeryüzüne yollanma vakti gelir. Türk maddi külturünün önemli unsurları olan su, ateş ve demirle gelmesi büyük önem taşır. Evlendiği karısının unvanı ecedir. Kraliçe, güzel kadın anlamına gelen ece Kırgızların tarihinde günümüze kadar yaşayan bir unvan/sözdür. Çok büyük tasvir edilen bir evi vardır. Evin elli kapısı, kırk penceresi, otuz kirişi bulunur. Tarla sürmeyi başlatması, bölgede tarımın başlaması olarak yorumlanır. Çünkü sabanı (köten) o icat etmiştir. Orta Asya bozkırlarının en önemli içeceği kımızı da onun bulduğu bildirilir.
Sayfa 76·Kitabı okudu
Türk mitolojisinde, özellikle Güney Sibirya-Altay Dağları bölgesinde yaşayan Türklerin mitolojilerinde yerin altındaki kötülük tanrısına Erlik Han denir. Ülgen'in oğlu ve Yer-Tengri'nin yeğeni Kayrahan'ın torunu olduğu değerlendirilir. Tengri'ye karşı suç işlediği için yerin altına gönderilmiştir. O da gittiği yeraltı dünyasının en alt katında yeşil demirden yapılmış bir sarayda, gümüş tahtta oturmaktadır. Çok az ışık saçan koyu kırmızı güneşe sahip olduğuna, dokuz semerli boğasının yeraltında var olduğuna inanılır. Ülgen'in yarattığı halka göz koyan Erlik Han amacına ulaşamayınca halkın yemesinin yasak olduğu dallardaki meyveleri onlara yedirterek insanları aldatmıştır. Törüngey ile Ece adlı bir erkek ile kadını kendi yanına çekmiştir. Bu iki kişi cezalandırılıp dünyaya gönderilerek, insan neslini çoğaltmada görevlendirilmiştir. Bundan sonra yeraltında yaşamaya devam eden Erlik Han, kötülüklerin kaynağı gösterilmiştir.
Sayfa 54·Kitabı okudu