Bir hastalığın hayat boyu olacağını duymak, biriyle bir gecede aniden zorla evlendirilmek gibi bir şey sanırım. Hastalığa (…ya da adama/ kadına…) göre hayat bir kâbus olabilir, olmayabilir, zamanla alışılabilir, hatta sevilebilir bile.
Ritüeller insanın kaotik hayatı anlayabilmek, anlamlandırabilmek için koyduğu nirengi noktaları belki de. Zamansız bir yaşamın üzerine saat, dakika, saniyelerle bir harita çizmek gibi.
Sanki her şeyden önce, bir kadın erdemli, annelik vasıfları yüksek, zeki, ahlaki değerlere önem veren biri olmak zorundaydı. Onu yüzü, vücudu, görünüşü için beğenmek, sevmek bir hakaretti. Kadınlar da hep, “iç güzellikleri” için sevilmeyi isterlerdi.