Öğretmenin değilse bile, anlamanın bir yolunun yazmak olduğunu küçük yaşta keşfettim. Kimi zaman anneme, kimi zaman babama, çoğunlukla kendime hitap ettim: Anne/baba neden bizim evimiz başkalarının evlerine benzemiyor?
Benzemeyen şeyin ne olduğunu bilebilseydim, hayatım başka türlü olurdu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Beni neyin beklediğini bilmiyorum. Ama beni güzel günlerin beklediğine inandığım günler çoktan bitti. O günlermiş meğer güzel olan. Şimdi günler beni olduğum yeri çiviledi. Kendi çarmıhımda sızlanıyorum.
Aramızda başlayan tuhaf ilişkiye aşk diyecek kadar budala değilim. Adını koymayı becerebilseydim, hayatımın anlamı bir saman çöpününkinden fazla olurdu. Kendi gözümde.
Aşk olmayan evde, giderek azalıp yok olan bir parfüm, buharlaşarak uçup giden su gibi eşyanın ruhu da yok oluyor. Maddenin anlamı kalıyor geriye. Tek başına ve aşksız yaşayan bir adamın evinde ise eşya evin efendisi kesiliyor. Musluklar bozuluyor, sandalyeler eklem yerlerinden ayrılıyor, koltuklar ihtiyarladıkça ufalan insanlar gibi küçülüyor sanki. Eşya yalnızlıkta çok ses veriyor.