Çoğu zaman, sorunlu bir durumdan yakınarak dolaşıldığında sarf edilen enerji ve zaman, ona “uygulanabilir” bir çözüm bulmak için çaba arandığında sarf edilen enerji ve zamandan daha fazla oluyor. Benzer durumlar bazı psikoterapötik süreçlerin başlangıç dönemlerinde açıkça gözlemlenir.Bir keresinde, hayatına sonu gelmez ağıtlar yakan birini yeterince dinlediğim halde onu mindere çekmeyi bir türlü başaramayınca, ‘İstersen, bir sonraki buluşmamız için şimdiden tarih saptayalım, neyi halledemediğini değil, neyi hallettiğini konuşabileceğimiz zaman buluşalım,” dedikten sonra ilişkimiz farklı seyretmeye başlamıştı. Hayata katılmaktan ve bilinmezlerden korkuyordu, ama bu korkuları aşmak için benimle işbirliğine girmeye çalışacağına, beni ağıtlarının dinleyicisi konumunda tutmaya çalışıyordu. Böyle durumlar, doğal olarak, sabırlı olmayı ve karşınızdaki kişiye biraz zaman tanımanızı gerektiriyor.Ancak durumun fazla uzatılmasına izin verilmesi, o insanın “profesyonel hasta” kimliği edinmesine katkıda bulunma riskini de beraberinde getirebilir. Profesyonel hasta güçlü bir kimlik, bir kez edinildiğinde vazgeçilmesi zor.Bazen insanlar bir psikiyatristten diğerine dolaşarak bu kimliği yıllarca sürdürüyorlar.
Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre depresyon, kalp hastalıklarının ardından en yaygın sağlık sorunu.Klinik ve biyolojik psikiyatrinin ilgi alanı olan afektif bozuklukların depresyon dönemleri dışındaki depresyonların önemli bir bölümünde, insanlar depresyon yaşamakta olduklarının farkında değil. Zaman zaman felaketseverliğe varan siyah mesajlar yayan, pek çok şeyi üstü kapalı ya da açık eleştiren, karalayan, sempatik ve dost tavırlarına rağmen kasvet kokan insanların sayısı hiç de az değil. Bu özellikleri onların tarzı olarak kabul ettiğimizden, yaşadıkları depresyonu fark edemiyoruz; bu kendileri için de öyle, zaman zaman yüzleşseler de geçiştiriliyor. Fark edemiyoruz, çünkü depresyonun ayırıcı özelliği olan karamsarlık ve sıkışmış öfke çeşitli biçimlerde maskelenmiş oluyor.O kadar ki bazıları, kendilerini de inandırarak, gerçekte yaşadıkları duyguların karşıtı tavırlar geliştirebiliyorlar, sevevenlikten barışçı tutumlara kadar. Fazla eleştirel olmak ya da dünyayı saran karanlıktan söz edip durmak bazı entellektüel çevrelerde kabul gören bir davranış olduğundan, bu belirtiler de çoğu zaman bir tarz olarak algılanabiliyor.
Maskelenmiş depresyon yaşayan insanların önemli bir özelliği daha var: Hayata hakkını vererek katılamamak ve duygusal dünyalarında risk almaktan kaçınmak. Ancak, gözlemci-eleştirel tavırlar çoğu zaman entelekt yoluyla o kadar iyi maskeleniyor ki bazıları bilge katına dahi konulabiliyorlar. Maskelenmiş depresyon yaşayanların kimi ise hayata çok bağlı görünümde, ama dikkatli bir göz bu bağın abartılı bir şekilde yaşanmakta olduğunu fark etmekte zorlanmayabilir. Üstelik bu bağ, sürekli bir yenilik ve heyecan arayışıyla desteklenmek zorunda.Yeni amaçlara ulaşıldıktan bir süre sonra depresyonla yüzleşme tehdidi yeniden belirdiğinden, yenilik
Tanışmanın ardından kendiyle ilgili biçimsel bilgileri bir çırpıda karşı tarafa sunarak yakınlık kurulabileceği beklentisi.Birileri hakkında bilgi edinerek onları tanıyacağına inanmak ya da kendiyle ilgili bilgi sunarak yakınlık beklemek, insanları imgeye dönüştürerek algılama tuzağını da beraberinde getirebiliyor.Oysa imgeler, insanın kendi kişiliğinin yansıtmalarının yaratısıdır, dolayısıyla yansıtıldığı kişinin kendisiyle pek ilgisi yoktur.Üstelik, imgeleştirilen kişi de kendisini imgesi olarak algılamaya başladığında işler daha da karışabiliyor. Taraflar birbirini karşılıklı imgeleştirerek algıladığında ise yalnızlıktan ve hayata ilişkin korkulardan kurtulunamıyor.
İlginç olan yön, ekran sohbetlerine katılanların aslında şaşırtıcı derecede saydam olmalarıydı, üstelik kendilerini gizlemeye çalıştıkça farkında olmaksızın daha da saydam.Çünkü sarf edilen sözler ekranda bir belge gibi asılı kalıyor, sosyal beraberliklerde olduğu gibi atmosferde uçuşmuyor.