Ecem Akgül

10/10
·318 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2026 20:49
Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana, bir mübadele romanı olarak karşımıza çıkıyor. Kitabın incelemesine geçmeden önce Türk-Yunan Mübadelesi hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. 1923 Türk-Yunan Mübadelesi, Lozan Antlaşması kapsamında uygulamaya konmuştur. Balkan Savaşı’ndan sonra Osmanlı İmparatorluğu topraklarının büyük bir kısmını kaybetmiş, bu süreçte önemli bir Müslüman nüfus yerinden edilmiştir. Ulus-devlet inşası sürecinde Anadoluyu Türkleştirip daha homojen bir nüfus yapısı oluşturma amacıyla, karşılıklı olarak nüfus değişimi fikri gündeme gelmiştir ve bu doğrultuda, Türkiye’deki Rum Ortodokslar ile Yunanistan’daki Müslüman Türkler zorunlu göçe tabi tutulmuştur. Bu dönemde azınlıkların Osmanlı’nın düşmanlarına sempati beslediğinin düşünülmesi ve bağımsız bir Türk ulus devleti kurmada azınlıkların sorun teşkil ettiği düşüncesi mübadele fikrinin benimsenmesinde etkili olmuştur. Aynı zamanda Yunanistan da müslüman azınlığı Türkiye’ye göndermek istiyordu ve burada en önemli mesele, mübadelenin gönüllü mü yoksa zorunlu mu olacağıydı. Bu uygulama, tarihte devletlerin azınlık sorununu çözmek adına kendi halkının bir bölümünü zorunlu göçe tabi tutmasının kötü bir örneği olmuştur. Mübadelenin temel kriteri din olmuş, etnik kökene göre bir ayrım yapılmamıştır. Ancak bu sürecin yeterince planlanmamış olması, mübadiller açısından ciddi psikolojik travmalara yol açmıştır. Gelelim kitabımıza, zorunlu göçe tabi tutulan Türkler ve Rumların savaş sonrası yaşadığı dram masalsı bir dille anlatılırken, biz mübadelenin siyasi sonuçlarından çok toplumsal, kültürel ve bireye olan etkilerine odaklanıyoruz. Zorunlu göç haberi geldiğinde Karınca Adası’nda yaşayan halk şiddetli biçimde karşı çıksa da, günün sonunda hepsi teknelere toplanarak gönderilmiş. Kimseye ne istediği sorulmamıştı.
Fırat Suyu Kan Akıyor BaksanaYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 20208,2bin okunma
Reklam
Puan vermedi·200 syf.··
2026 17. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 06 Nisan 2026 15:04
Söyleme Bilmesinler, haftada bir yapılan yemek buluşmalarında fiziksel olarak bir araya gelmekten öteye geçememiş bir ailenin, yıllar içinde biriktirdiklerinin iç döküşü. Hikâyeyi her karakterin gözünden ayrı ayrı okuyoruz, böylece herkesin neyi neden yaptığını ve davranışlarının arkasındaki sebepleri görebiliyoruz. Bu suskunluklar her bireye öyle derinden işliyor ki, günün sonunda hepsi kalabalığın içinde yalnız. Ve gerçekler ortaya çıktıkça taşlar yerine otursa da, insan bazen bazı şeyleri bilmemeyi tercih edebiliyor. Okuması oldukça kolay aslında, bir oturuşta bitirilebilecek türden. Ancak hikâyeyi biraz sıradan buldum. Edebi açıdan da beni tam anlamıyla tatmin etmedi.
1000 Kitap
Söyleme BilmesinlerŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202524,2bin okunma
9/10
·308 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 15 Mart 2026 20:32
İşin Aslı, Judit ve Sonrası, aynı hikayeyi üç farklı anlatıcının gözünden okuduğumuz bir roman. Aşk hikayesi gibi başlayan bu sürükleyici hikayede; ilişkiler, evlilik, sınıfsal çatışmalar vs. gibi çok çeşitli konuları okuyoruz. Hikayenin her anlatıcı tarafından kendi bakış açısıyla anlatılmış olması, duygu çeşitliliğini de pozitif etkilemiş. Bu durum çeşitli konular üzerine düşünmeye de sevk ediyor bizleri. Yazar; karakterlerin geçmişini, yaşadıklarını ve hayat koşullarının onlarda yarattığı duyguları harika bir dil ve güçlü bir akıcılıkla aktarmış. Toplumsal yapı ve insan ilişkileri üzerine yaptığı tespitler de oldukça yerinde. Başladıktan sonra sürekli elimdeydi. Cümleler o kadar akıcı ve özenliydi ki. Farkı bakış açılarının, farklı tarihsel koşulların bireyi nasıl şekillendirip hikayeye nasıl bambaşka bir anlam kattığını görmek de oldukça etkileyiciydi. Çok severek okudum.
1000 Kitap
İşin Aslı, Judit ve SonrasıSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20194,455 okunma
9/10
·320 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 13 Şubat 2026 09:14
Ana karakter Martha’nın yaşadıklarını şu an çok iyi anlayabilmemi sağlayan bir dönemden geçmiştim. Hayatın tüm zorluklarının bir ben farkındaymışım gibi, bunca kalabalığın içinde yalnızmışım gibi, istemeden yaptığım negatif davranışlara engel olamazmışım gibi, kötüymüşüm yetersizmişim ve hiçbir şey geçmeyecekmiş gibi. Oysa fark ettim ki kendimi bu hislere kaptırmışım, normalimin bu olduğunu sanmışım. Bu sıkışmışlık konfor alanıma dönüşmüş. Gerçek olmadığının farkındaydım üstelik ama bu farkındalık bir şey değiştirmeye yetmiyordu. Ama ben de Martha kadar şanslıydım, sevdiklerim hep benimleydi. Martha’nın içinde verdiği savaş, aslında gençliğinden kırklı yaşlarına kadar uzunca bir zaman dilimine ait. Şüpheciliği, kıskançlığı, umutsuzluğu bu süreçte karşımıza çıkan hisler. Defalarca doktora gitmesine rağmen yanlış tanı almanın yarattığı belirsizliği de eklersek tüm bunların yansımalarını da işinde, ilişkilerinde görebiliyoruz. Yaşayan için ne kadar zorsa onu seven insanlar için de oldukça yıpratıcı bir süreç bu aslında. Marthanın kardeşini de çok sevdim. Ben de kız kardeşime böyle sıkı sıkı bağlıyım çünkü. Ve onun varlığı, desteği dünyalara bedel. İlk başta hikayeye adapte olmakta biraz zorlandım ama sayfalar ilerledikçe nasıl olduğunu fark edemeden ardında bana bir hüzün bırakarak bitti. Sanki bir zamanlar kendimi okudum. İnsana dokunan hikayeleri anlatmak için süslü cümleler olmasa da olurmuş.
1000 Kitap
Keder ve MutlulukMeg Mason · Timaş Yayınları · 2023826 okunma
8/10
·160 syf.··
2026 10. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 09 Şubat 2026 14:15
Saraybosna radyosu, bir savaşın tarihsel arka planını anlatmaktan çok, savaşın içimize nasıl işlediğini anlatan bir roman. Yazarın kendi yaşadıklarından yola çıkarak yazdığı bu otobiyografik metin, Bosna’da savaşın başladığı yılları bizlere aktarıyor. Okurken korkuyu, belirsizliği ve zamanla bunlara alışmanın yarattığı o rahatsız ediciliği hissediyoruz. Görüyoruz ki, insan korkuyla yaşamayı bile öğreniyor. Başta olağanüstü gelen her şey, zamanla sıradanlaşıyor. Çaresizlik, kayıplar, gerçekliğimiz oluyor sonunda. Her şey olup bittiğinde, izi silinmeyen yaralar kalıyor geriye. Bunca gerçekliğin içinde beni etkileyen asıl şey ise metni bir çocuğun gözünden okumak oldu. Okulların kapanmasını iple çeken çocukların artık okulların açılmasını istediği, mahallede hep oyun oynadıkları akranlarını göremediği, gördükleri ölüleri saydığı, habire patlama sesi duydukları, elektriksiz, ısısız, aç bir şekilde hayatlarına devam etmeye çalışmalarını okumak oldukça zor. Savaşların sadece siyasal çıkarlar ve güç isteğinden ibaret olmadığını, toplumda ne denli yıkıcı etkileri olduğunu maalesef ki çok net anlıyoruz. Keşke her çocuk güvenli bir ortamda, huzurla büyüyebilse.
1000 Kitap
Saraybosna RadyosuTijan Sila · Siren Yayınları · 2025737 okunma
Reklam