Saraybosna radyosu, bir savaşın tarihsel arka planını anlatmaktan çok, savaşın içimize nasıl işlediğini anlatan bir roman. Yazarın kendi yaşadıklarından yola çıkarak yazdığı bu otobiyografik metin, Bosna’da savaşın başladığı yılları bizlere aktarıyor. Okurken korkuyu, belirsizliği ve zamanla bunlara alışmanın yarattığı o rahatsız ediciliği hissediyoruz. Görüyoruz ki, insan korkuyla yaşamayı bile öğreniyor. Başta olağanüstü gelen her şey, zamanla sıradanlaşıyor. Çaresizlik, kayıplar, gerçekliğimiz oluyor sonunda. Her şey olup bittiğinde, izi silinmeyen yaralar kalıyor geriye.
Bunca gerçekliğin içinde beni etkileyen asıl şey ise metni bir çocuğun gözünden okumak oldu. Okulların kapanmasını iple çeken çocukların artık okulların açılmasını istediği, mahallede hep oyun oynadıkları akranlarını göremediği, gördükleri ölüleri saydığı, habire patlama sesi duydukları, elektriksiz, ısısız, aç bir şekilde hayatlarına devam etmeye çalışmalarını okumak oldukça zor. Savaşların sadece siyasal çıkarlar ve güç isteğinden ibaret olmadığını, toplumda ne denli yıkıcı etkileri olduğunu maalesef ki çok net anlıyoruz.
Keşke her çocuk güvenli bir ortamda, huzurla büyüyebilse.