Bugün Doğa Mekanlarının kutsallığını kaybettiğimizden artık Doğa'nın tahrip olmasına ancak timsah gözyaşları dökerek seyirci kalabiliyoruz; diktiğimiz binalada övünürken, dikilen her bir bi nanın aslında Gaia'nın böğrüne sapianan bir hançer olduğunu unutuyoruz.
Doğal olarak eylemlerimizi düşünme biçimimiz, diğer eylemleri anlamlandırmada bir model işlevi oynar. Bu ölçüde etrafımızdaki beşeri dünyayı anlamlandırabilmemizin tek yolu, açıklayıcı araçlarımızı sadece kendi yaşamlarımızdan çekip çıkarmaktır. Dünyada yaşanan her şeyi büyük oranda başkalarına ait kasıtlı eylemlerin sonucu olarak algılama eğilimindeyizdir. Yaşanan şeylerin sorumlusu olan şahısları ararız ve onları bulduğumuzda sorgulamamızın tamamlandığını düşünürüz. Olumlu meylettiğimiz hadiselerin arkasında iyi niyetin saklı olduğunu, hazzetmediğimiz şeylerin arkasındaysa kötü niyetlerin yattığını varsayarız. Genel olarak insanlar, bir durumun tanımlanabilir bir şahsa ait kasıtlı eylemlerin sonucu olmadığını kabul etmekte zorlanırlar.
Belki bizler, bizi ayırmaya çalışan güçlerin sandığından daha fazla ortak yöne sahibizdir. Nihayetinde bu başarılacak olursa, özgürlük davası ortak bir amaca yükseltildiğinden ötürü çok daha büyük bir mesafe katedecektir.