Romanlarıyla bütün yoksul, terk edilmiş, unutulmuş çocuklara yardım etmek istiyordu; kendisi de tıpkı onlar gibi kötü öğretmenler, ihmal edilmiş okullar, ilgisiz ebeveynler, insanların çoğunun soğuk, sevgisiz, bencil tutumları yüzünden haksız acılar çekmişti. Birkaç renkli çiçekle onların ve kendi göğsünde iyiliğin çiğinden mahrum kaldığı için çoktan solmuş olan çocuk sevinçlerini kurtarmak istiyordu.
Zihnin tarihinde, bir insan içinde meydana gelen ahlaki bir kendini yok edişin, karşıtlıklardan böylesine verimli bir ideal yaratmanın benzer bir örneği yoktur. Kendi kendinin şehidi olarak Dostoyevksi kendini çarmıha germiştir: İnancı kanıtlamak için bilgisini, sanat yoluyla yeni insanı yaratabilmek için bedenini, umumiyet uğruna kendi benliğini. Daha mutlu, daha iyi bir insanlık doğabilsin diye kendi batışını hazırlamıştır, diğerlerinin mutluluğu uğruna bütün acıları üzerine almıştır. Altmış yıl boyunca kendini içindeki karşıtlıkların geniş aralığına germiş, varlığının bütün derinliklerine gömülmüştür ki Tanrı'yı ve böylece de hayatın anlamını bulabilsin. Bir yığın bilgiyi yeni bir insanlık için feda etmiştir ve bu yeni insanlığa en derin sırrını, en son formülünü, en unutulmaz sözünü söylemiştir: " Hayatı hayatın anlamından daha çok sevin."