Bize bu hayatta verilenler başarı veya başarısızlık olarak adlandırılamaz. Bunlar sadece ve sadece imtihanlarımızdır. İyi bir okuldan mezun olmak, iyi bir iş sahibi olmak Allah nezdinde bir başarı değildir. Başarılı olup olmadığını gösteren şey, bu mezuniyetle, bu işle ne yaptığındır. Şükredenlerden mi olacaksin, nankörlü edenlerden mi? Elde ettiğin gelirle iyi işler mi yapacaksın?
Tüccarlar, Avrupalılardan hayretle bahsediyor, vahşiliklerine ve gaddarlıklarına korkuyla karışık bir saygı duyuyordu. En iyi toprakları hiç para ödemeden alıyorlar, allem edip kallem edip insanları kendileri için çalışmaya zorluyorlar ve kart da olsa, çürük de olsa her şeyi ama her şeyi yiyorlar. Bir çekirge istilası misali iştahlarının bir sınırı ya da terbiyesi yok. Şundan vergi, bundan vergi, vergiler ödenmediği takdirde suçlu, hapis ya da kırbaç cezasına çarptırılıyor ve hatta idam ediliyor. İnşa ettikleri ilk şey bir tutukevi, sonra kilise, sonra da bütün ticareti izleyebilmek ve ardından vergilendirebilmek için pazar yerine bir ambar. Ve bütün bunları daha kendilerine bir ev bile dikmeden yapıyorlar.
Sürekli yargılama poziysonundayız. Çünkü, tüketim toplumunda müşteri her zaman haklıdır. Öğrenci üniversitede bir tüketici, müşteridir, çünkü okul harcı öder. Kitabı okuyan da tüketicidir, çünkü kitaba para vermiştir. Herkes tüketicidir; o yüzden hep eleştirme, değerlendirme vs. pozisyonundadır. Bugün biz maalesef Kuran'a da tüketici tutumuyla yaklaşıyoruz. Halbuki Kuran herhangi bir kitap değil. Bu Kitab'a her zaman haklı olan müşteri gibi yaklaşılmaz
Bugün mahrem bilgileri dahi gönüllü olarak teslim ediyoruz. Zorlama sonucu değil içsel bir ihtiyaç nedeniyle açıyoruz kendimizi. Üzerimize bizi tümüyle aydınlatan bir ışık tutulmasına izin veriyoruz.
Bağımlı kişi bağımlılığının farkında bile değildir. Kendini özgür sanır. Hiçbir dış baskı olmaksızın kendini gerçekleştirmekte olduğu inancıyla kendini kendi isteğiyle sömürür.