"Bir zamanlar seni sevmiştim. Ve sevgiyi senin suretinde yaratmıştım." Boşta kalan elini göğsüne götürdü: "Bu kalbin birini sevmeye ihtiyacı vardı. Ve sen bunu anlamadın. Ve bana eziyet ettin. Ve eziyet ettiğini bilmedin. Gözyaşımı silmedin." Ve ben senin bilgisizliğinin artmasına izin verdim. Fakat hiçbir şeyi unutmadım. Ve hepsini aklıma yazdım. Ve sana izin verdim ki bilmeden yaptığın eziyet artsın. Ve sonunda artık dayanamıyorum diyebilmek için ben de bilmeden bu oyunu oynadım sana.
Beni hep durduruyorsunuz albayım. Bir gün beni kimse durduramayacak. Ve kendimi rezil etmeme izin verilmedikçe bende elalemi rezil etmeye devam edeceğim. Ve herkes kaybedecek bu yüzden...
... Hain kader, beni birini sevdiğime inanmaya ve karşılığında da gerçekten sevildiğimi fark etmeye zorladığında, ilk başta sersemledim ve kafam allak bullak oldu, sanki piyangoyu tutturmuşum da kazandığım yüklü miktarda tedavülden kalkmış gibiydi. Ardından, bir insandan ibaret olduğum için epey bir gururum okşandı. Ancak, o en doğal insani duygularım kısa sürede, yerini yalnızca yoğun bir bıkkınlık, aşağılanma ve yorgunlukla tanımlanabilecek bir hissiyata bırakmak üzere buharlaştı.
Çoğunlukla nedenini bilmeksizin her şeyden tereddüt ediyorum. Kendi aklımdaki ideal düz çizgi anlayışına bakarak, iki nokta arasındaki en uzun mesafeyi o kadar çok aradım ki. Hiçbir zaman aktif bir yaşam sürme konusunda becerikli olmadım. Daima hiç kimsenin atmayacağı en yanlış adımları attım; diğer insanlara kolay gelen şeyler uğruna daima çaba harcamak zorunda kaldım. Başkalarının neredeyse hiç istemeden elde ettiği şeyleri ben daima elde etmek istedim. Gördüğümü ya da dokunduğumu iddia edemeyeceğim buzlu camdan bir paravan vardı daima hayat ile aramda; ben o hayatta ya da o boyutta yaşamadım hiç. Olmak istediğim şey için bir hayaldim ben, benim kurduğum hayal duyduğum isteklerde başladı; amaçlarım, hiçbir zaman olmadığım şeyin ilk kurgusuydu daima.