Hiç konuşmuyorsun, kederli bir halin var, dedi annem.
Oysa yüreğimde cenneti taşıyordum.
Bütün hayatım boyunca hatırlayacağım bir akşamdı.
Bütün hayatım boyunca!
Eskiden, haftaların yıllar gibi geçtiğini hissettiğim için böyle diyorum, diğerleri gibi sıradan bir insandım. Her günün, her saatin, her dakikanın ayrı bir düşüncesi vardı; genç ve girişken zihnim beni eğlendirmek için bitmek tükenmek bilmeyen fantezilerini peş peşe, düzensizce önüme yuvarlamaktan keyif alır, hayatın o kaba ve ince kumaşını işlemelerle süslerdi. En esaslıları genç kızlar, heybetli piskopos cübbeleri, kazanılmış savaşlar, gürültülü ve ışıldayan tiyatrolar ve yine genç kızlar ve geceleri kestane ağaçlarının geniş dallarının altında yapılan hüzünlü gezintilerdi. Hayal gücüm hep bir şenliğin coşkusu içindeydi; istediğimi düşünebilmekte özgürdüm.
Şimdi tutsağım. Bedenim bir zindanda demirlere bağlı; zihnim korkunç, kanlı, karşı konulmaz bir düşüncenin esiri! Tek düşüncem, tek inancım, tek gerçekliğim var: Ölüm!