- Yazarın okuduğum ilk kitabı. 112 sayfayı bir oturuşta bitirsem de bazı cümleler vardı ki duraklayıp sindirmeye çalıştığım cümleler. Beni darmadağın eden cümleler.
- Kitap Bilge karakterinin ailesinin evine yıllar sonra babasının hastalığı yüzünden dönmesini ile başlıyor. Babasının iyileşme umudu yok. Makinelere bağlı. Ne hissediyor, ne duyuyor. Yarı ölü. Sadece onun yaşadığını bip sesi ile biliyoruz.
- Bilge çocukluğunun geçtiği evde sürekli geçmişe giderek içinde biriktirdiği duygular ile yüzleşmeye başlıyor. Annesi, ablası, babası hepsinin nasıl biri olduğunu Bilge içsel konuşmaları ile bize gösteriyor. Zaman ilerledikçe geçirdiği çocukluktan, ilkgençlik yıllarından güzel hatırlarını da görüyoruz. Özellikle sonlarda fotoğrafını koyduğu o bank. Oradaki cümleleri okurken aklıma acaba o buradayken babası ölecek mi diye çok düşündüm. Meğerse yazar daha dokunaklı bir son hazırlıyormuş. Nereden bilebilirdim. Sondaki o biiiip sesi ne çok şey anlattı bana. Söyleyemediklerin, kırılmışlıkların.
- Çocukluğumuzda eksikliğini gördüğümüz duyguların tamiri zor oluyor. Hayatımız boyunca bu eksiklik ile yüzleşmek zorunda kalıyoruz. Kısacası nerede olursak olalım o kopmayan bağları bizimle. Önemli olan bununla nasıl başa çıktığımız.
- Hayattayken insanlar ile yüzleşmeliyiz. Öfkemizi, üzüntümüzü onlara söylemeliyiz. Çok geç oluyor sonra. Şuan Rüya gibi konuştum farkındayım :) (kitaptaki bir karakter). Kendi adıma bunu yapmakta zorlanıyorum. Belki kitaptaki Bilge gibi olacak sonum. Bilemeyiz.