"Yaralar iyileşir. Sevgi yaşar. Biz kalırız."
Çok uzun zamandır gerçekten yüksek beklentiyle başladığım kitaplar beni hep hayal kırıklığına uğratıyordu. Ama Bülbül...Sanırım çok uzun zaman sonra tüm beklentimi karşılayan hatta aşan bir kitap okudum.
Normalde savaş içeren kitapları olabildiğince az okumaya çalışıyorun çünkü çok etkileniyorum ve bu kitaptan da çok etkilendim. Ama asla pişman değilim.
2. Dünya Savaşı döneminde yaşayan iki kız kardeşin yaşadıklarını konu
alıyor. Fransa'daki 18-35 yaş arasındaki tüm erkekler savaşa çağrıldığı için kızı Sophie ile hayatta kalmaya çalışan Viann ve isyankar, gittiği tüm okullardan kaçmış veya kovulmuş, artık gerçek bir işe yaramayı isteyerek Almanlar'ın tüm yasaklarını delen Isabelle.
Nazilerin zulmü, yoksulluk, kayıplar ve yas, her gün ölüm korkusu...o denli güzel yazılmış ki hepsini bizzat yaşadım. Ayrıca kadınların savaşlardaki o 'sessiz gücü'n arkasında yatan gerçekleri de çok iyi yansıttığını düşünüyorum.
Sonlara doğru artık yaşlarımı tutamadım.
Yazarın çevirisi yapılmış tüm kitaplarını da satın alınacaklar listeme ekledim. (Ben de böyle bir bağımlıyım.)
Yaşam bazen yalnızca sağ kalmak için gerekli şeyleri elde etmek uğruna girişilen uzun ve bunaltıcı bir didinme olur çıkar. İnsana tuhaf gelen de şudur: Yararlı her şeyin bir fiyatı vardır, yalnızca parayla satın alınabilir. Düzen bunun üzerine kuruludur. Bir balya pamuğun ya da yarım litre pekmezin fiyatını bilirsiniz, bunun nedeni aklınıza bile gelmez. Oysa insan yaşamına hiçbir değer biçilmemiştir. Bize bedava verilir, geri alındığında da bir şey ödenmez. Peki nedir değeri? Çevrenize şöyle bir bakarsanız, bazen çok düşük bir değer biçildiğini, bazen de hiçbir değer biçilmediğini görürsünüz. Çoğu zaman çalışıp ter döktükten sonra düze çıkmazsanız, ruhunuzun derinliklerinde pek bir değer taşımadığınız duygusu doğar.