"Bu arada, sen benim gibi çömez değilsin. Bana herhangi bir tavsiyen olur mu?"
Düşünceli bir şekilde kafasını yana eğdi. "Kahvaltıyı atlama."
"Tabii. Kahvaltı."
"Mümkünse protein içeren şeyler ye."
"Peki." Devam etmesini bekledim. Etmediğindeyse kaşlarımı çattım.
"Cidden mi? Bu kadar mı? Tavsiyelerini benden sakıniyor musun yoksa?"
Omuz silkti. "Diyebileceğim başka bir șey yok."
"Hadi ama Nolan. Sen üç dünya şampiyonasına katıldın."
"Evet ama bu onlara benzemiyor."
"Neden?"
Bana bakan yüzüne baktığımda adını koyamadığım bir şeylerle dolu olduğunu gördüm. "Çünkü seninleyken her şey farklı, Mallory. Seninleyken asıl isteğim kazanmak değil, oynamak,"
"XO kâğıdımız."
"Ne?" Gelip yanımda durdu, "Ah, evet."
Onu Toronto' dan Moskova'ya götürmüş, oradan da buraya, New York'a getirip bir ödül gibi saklamıştı. İçime bir sıcaklık yayıldığını hissetsem de kendimi tutup yanağımın içini ısırdım. Ama fazla dayanamadım. "Neden sakladın?"
"Seni hatırlatıyor diye."
Kollarını kaburgama, göğüslerimin hemen altına doladığında gözlerimi yumdum.
"Sana beni hatırlatan bir şeyi niye saklıyorsun?"
Omuz silktiğini hissettim. "Çünkü sen zaten sürekli aklımdasın, Mallory."
Hiçbir şey bilmiyordum. Tek bildiğim ona bir şey sormam gerektiğiydi.
"Hıı?"
"Vegas'a neden geldin?"
Parmaklarımı sıktığında kalbim takla attı.
"Mallory. Sen geldiğin için geldim."