Duyular çocuklar gibi ahmaktır. Gerçeği sahteden, illüzyonu gerçeklikten ayırt edemezler. Onlar sadece tıkınmak isterler, gerçek yaşantı ya da hayal, ne olursa olsun.
Neredeyse bilinçli olarak yaşamın kenarında yaşıyordu, sanki bu iki dünyanın, kendisininkiyle diğerlerininkinin arasında olabilecek bir temasın her zaman acılı olacağından korkuyordu. Akşam saat sekizde bitkin bir halde yatağa yatıyor, dört saat uyuyor, gece yarısı uyanıyordu; Paris, o gürültülü çevre, ateşli gözlerini kapadığında, sokakların uğultusu üstüne karanlık çöküp de dünya gözden kaybolduğunda onunki ortaya çıkmaya başlıyor ve kendi dünyasını diğerinin yanında kuruyor, onun dağınık ögelerini bir araya getiriyor, saatlerce ateşli bir eriklik halinde yaşıyor, bitkin düşen duyu organlarını sürekli kahve ile kırbaçlıyordu. Bu şekilde on, on iki, bazen de on sekiz saat çalışıyordu, ta ki herhangi bir şey onu bu dünyadan koparıp kendi gerçekliğine çekene dek.
Öyle uzun süredir gerçek ile hayal arasında gidip geliyordu ki, zaman zaman hayatıyla ilgili hangi detayların gerçek, hangilerinin hayal ürünü olduğunu karıştırmaya başlamıştı.