Yine bir Elif Şafak romanını yine çok beğendim. Mustafayla ilgili konuyu kitabın yarısına gelmeden tahmin edebilmiş olmak sürprizi biraz azaltsa da ailenin kalanının hikayesi, daha doğrusu bu hikayelerin karmaşık yapısı, birbiri içine geçişi; bahsedilen savaş zamanında iyi ve kötünün, doğru ve yanlışın iç içe geçişi gibi. Okurken bunca yıl öğrendiğim bildiğim her şeye rağmen ne tarafa hak vereceğime asla karar veremedim. Ne Zeliha ve Asya' ya asilikleri için kızabildim ne Gülsüm ve Levent' e aksiliği için ne de Çakmakçıyan ailesine, bu kadar nefret dolu oldukları için. Aslında ben kitabın amacının da bu olduğunu düşündüm: okuyucuya bazı gerçeklerin , iyi - kötü gibi, net çizgilerle ayrılamadığını göstermek, bodoslama ezberden eleştiri yapmadan önce kalbimize aklımıza danışmanın ve yargılamayı bir kenara bırakıp anlamaya çalışmanın kıymetini göstermek...
Kitapta çok şaşırdığım bir konu, sanki iki milletin koskoca kalabalık bir topluluk değil de iki insan, daha doğrusu çok husumetli iki insan gibi algılanması, üstelik herkesten de bu tavrım beklenmesiydi. Dahası, söz konusu iki toplum geçmiş konusunda taban tabana zıt olmasına rağmen bu 'taraflar'ın husumetini sürdürmesiydi.
Ve en çok dikkatimi çeken bir diğer konu geçmiş, şu an ve gelecek hakkındaki dairesel ve sürekli akış hakkında en güzel açıklamaları yapmasıydı.
Hangi kısmından bahsetmesem haksızlık olacağını düşündüğüm için karmakarışık bir inceleme yazısı oldu ama bence kesinlikle ön yargılarınızı -sadece kitaba karşı değil insanlara ve toplumlara karşı olanları da- bırakıp okumalısınız.