Yazarın nefret oyunu kitabını okumuş ve gayet keyif almıştım. Aynı heves ile başladığım ikinci ilk izlenimlerden asla o keyfi alamadım.
Bir kere karakterler ile bir bağ kuramadım kesinlikle. Neden bilmiyorum ama Teddy'de, Ruthie'de çok itici geldi bana.
Romantik komedilerin klişe olmasını asla eleştirmem çünkü bu türde orjinal olmak çok zor. Romantizm çok ucu açık bir şey değil sonuçta. O yüzden romantik komediler de eleştirdiğim şey genelde konudan ziyade karakter olur. İkinci ilk izlenimler de benim için karakter bakımından çok kötüydü.
Teddy her çiçekten bal alan, kafasına göre yaşayan, hevesi geçene kadar her kadına hayatının kadını gibi hissettiren, dövme sanatçısı, babası zengin olmasına rağmen fukara gibi yaşayan, her tarafı dövmeli, saçları uzun, aykırı bir tıp. Ruthie'yi onun tam tersi olarak tasarlamak için o kadar çok uğraşmış ki yazar, kıza yaşlı kadın kıyafetleri giydirmeye kadar gitmiş olay. Yaşlı kadın kıyafetleri giyen, saçını yaşlı kadınlar gibi toplayan, huzurevinde çalışan ve orada yaşayan, her şeyi listelemek ve kapı kilitlerini kontrol etme konusunda takıntılı, hiçbir şekilde sosyal hayatı olmayan, hatta ve hatta yanlarında çakılan geçici personel kızdan başka bir tane bile arkadaşı olmayan bir kız... Bu tasarım bana inanılmaz saçma geldi. İçine kapanık ve yalnız bir kızı kabul edebilirim ama huzurevinden çıkıp bir benzin istasyonuna bile gitmekte zorlanan bir kızı kabul edemedim.
Ne hikmekte Teddy'nin babası huzurevini satın alıyor. O zamana kadar babasıyla neredeyse alakası olmayan Teddy'de bir sebepten babası işe huzur evinde buluşup, babasının "aaaa teddy burada çalışsın" aydınlanması ile huzurevinde çalışmaya mecbur kalıyor. Ve yine ne hikmetse tek boş daire olan Ruthie'nin yan dairesinde yaşamaya başlıyor.
Kitabı okuduğum süre boyunca