Sevdiğin insanı kendine yabancı hissettiğin an. Bir şeylerin yolunda gitmediğini bilmezlikten gelmeyi sürdürdüğün uzun günler ve gecelerden sonra bir akşam ansızın kesin olarak bildiğin an. Apansız şiddetli bir düzensizlik duygusu ve derin bir güceniklikle çarpılarak her şeyin bittiğini anladığın o an.
Sevdiği erkeği kaybetmeyi göze alamayan bir kadının karşı tarafın gözünde gitgide küçüleceği doğru muydu? Kendine güvenemeyen, gerektiğinde sessiz kalmayı beceremeyen bir kadın, sevgisizliği kendi mi çağırıyordu?
“Aşka inanıyor musun?” Diye soruyorum.
“Dünyanın en yoğun işi ama iyi bir şey olduğunu söyleyemem”diyor.
“Neden böyle düşünüyorsun?”
“Sonunda insanın içinde elvedaların yankısından başka bir şey kalmıyor…”
Çok fazla yalnızlık var, çok fazla. Herkes ağlayacak bi göğüs istiyordu ama kimse o göğüs olmayı göze alamıyordu. Gürültülü bir şamata içinde üstü örtülen ama üstesinden gelinemeyen öksüzlükler yüzünden kendine yabancılaşanlar katlanarak artıyordu.