"Senin o karanlık dediğin şeyden herkeste var canım. Alayı da karanlığıyla yaşayıp karanlığıyla ölüyor. Televizyonda söylüyorlardı geçen, karadelikler yakınlarındaki yıldızlardan kopan parçaları yutarak büyüyormuş. Tıpkı insanlar gibi. İn-sanlar da içlerinin karanlığını, ruhunu emdikleri başka insanların aydınlığıyla besliyor. Anlasana, herkes birbirinin katili.
Ama sorsan, herkes Çobanyıldızı, herkes incitildi, herkes al-datıldı. Peki o zaman inciten kim, kim kırdı bunca insanı?
Şunu kafana sok artık, kötülük bu türün hamurunda var."
Yakında Hakk'ın rahmetine kavuşmayacak olsam kolayca
gerçekleştirilebileceğime inandığım bir hayaldi bu. Ne var ki insan ölürken en çok hayallere geç kalıyordu. Vakit daralınca bütün kolaylar zorlaşıyor, mümkünler imkânsızlaşıyordu.
Böyle düşündükçe büsbütün gönül koyuyordum kendime.
Ruhun büyük mesafeler katetmesine vesile olacak ufacık
adımları atmayı akıl edebilmek için, ille de ölmek üzere olmak mı gerekiyordu?
Olüm haberi tuhaf șey. İstenmeyen misafirlere benzi-yor. O gelince evin bütün düzeni bozuluyor. Kap kacağın yeri değişiyor, kimin nereye oturacağı karışıyor, her yerimiz ayıplanacak tozlar içinde kalıyor sanki, ne kadar oy sak da bir türlü tam temizlenmiyor.
Öyle olur, Bazen bir kabahatin ardından kafasını duvarlara vurmaz hemen insan. Ne yaptığını anlaması biraz zaman alır. Sonrakiler çok daha kısa sürse de, o seferinde benimki yirmi dört sene aldı mesela.