Deneme yazıyorken akla gelen güzel bir konu sizlerle:)
​Aile; bakmakla yükümlü olduğu hane halkı anlamına gelir. Peki bakmak sadece yiyip içmekten ya da ihtiyacını karşılamaktan mı ibarettir? Ya da ihtiyaçlar, bir aile olmanın getirdiği sorumluluklar mıdır? Biz aile oluyoruz ama ailenin içinde olamıyoruz. Şimdi diyeceksiniz ki: "Aile oluyorsak nasıl içinde değiliz ki?" Aile olmak demek emek demek, fedakarlık demek... İçinde olmak için de bu duyguları hissetmemiz ve hissettirmemiz gerek... ​Şöyle düşünelim: Bir beyaz kağıda ip baskısı yapıyoruz. Sen o ipi hangi renge boyarsan kağıda o renk çıkar ve şekli için uğraştığın kadar bir görsel kendini gösterir. Aile de bunun gibidir. Rengini ve şeklini boyalardan alan resim, ailesinin terbiyesini de karakterini de yine kendi kumaşından alır. Atalarımız şöyle demiş, çok da güzel demiş: "Armut dalının dibine düşer." Eee, portakal dibine düşecek değil ya... İşte aile de böyledir, o yüzden yetiştirmek bir o kadar önem arz eder. ​Haydi gelelim yetiştirmeye... Yahu ağaca su verirsen o da yetişir... Yetiştirmek öyle "su vereyim de bırakayım" demek değildir... Hepimize düşen görevler, sorumluluklar vardır. Bazen hatta görünmez pelerinleri giymemiz gerekebilir. Çünkü aile demek fedakarlık demektir. Yetiştirmek; "güzel okullarda okutayım, iyi yerlerde çalıştırayım" demek de değildir... O da gereklidir ama toplumumuz o kadar yobazlaşmış ki çocuk yetiştirmeyi sadece okutmaktan ya da iyi üniversitelere, iyi mesleklere yönlendirmekten ibaret sayıyor... Yapamayınca da olmayınca da "Sen de çok beceriksizsin" tabiri takılıyor... Ne kötü bir kelime! Her çocuğun bir becerisi vardır. ​Peki sen hiç çocuğunun hayallerini sordun mu? Ya da hayallerine ortak oldun mu? Ben söyleyeyim: Hayır. Sen sadece çevreden gelen sözlere kulak kabartttın. Ve başarısıyla övünen, başarısızlığıyla kendini kaybeden bir
Edep yahu illa edep !!!
'Edebim el vermez edepsizlik edene, Susmak en güzel cevaptır edebi elden gidene...' Yunus Emre
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Erenlere sordum; nasıl bakayım dedim irfanla, ibretle, hikmetle bak dediler.. Ben bir boşluktayım dedim: Gel dolduralım dediler... Peki diyerek aşk ocağında can oldum; Sen değil biz seni murad ettik dediler.. Bana bir keramet gösterin dedim; Dön de eski haline bir bak dediler.. Ben ne zaman kemale ererim dedim; Ben demeyi bırakınca dediler... Kızdığım birine hesap sordum dedim; Sen hesabı sorulansın dediler.. Bazılarını kınadım dedim; Kınadığını yaşamadan ölemezsin dediler.. Ben de susmayı denerim dedim; Aferin susan konuşandan çok öğrenir dediler.. Mevlamı bilmek istedim dedim; Sen Evvel kendini bil dediler... Kendimi nasıl bileceğim..? Ki dedim; Ee Önce haddini bil dediler.. O zaman ben bir hiçmişim be yahu dedim; O zaman Bu makamın kıymetini bil dediler.. Çok sevdim sizi dedim; Hani ya isbatı? dediler.. Aşkın ateşiyle yandım! dedim; Dumanın çok ama hani külün? dediler.. Dertlendim, derman istedim; Allah derdini arttırsın! dediler... Dilim kurudu su istedim; Pınar başında susanır mı? dediler... Çaresiz bende sustum;
1000Kitap
Tabi herşeyi bir siz biliyorsunuz ve bizim hiç bir bilgimiz yok. Din zaten tekelinizde ve istediğiniz her şeyi din diye okuyor, anlatıyor bid'atleri, hurafeleri yaymayı kendinize görev ediniyorsunuz, sonra bir tepki geldiğinde hemen engelleyerek batılı yaymaya devam ediyorsunuz. Rivayet; lügatte “nakletmek, aktarmak, bir bilgiyi başkasına ulaştırmak” demektir. Yani bir sözün, olayın veya bilginin ağızdan ağıza, nesilden nesile aktarılmasıdır. Istılahta ise rivayet; “hadislerin lafız olarak veya mana olarak senediyle birlikte nakledilmesi, aktarılması” anlamına gelir. Yani belirli bir isnad zinciriyle, kimden çıktığı ve kimden kime geçtiği bilinerek bir sözün Rasulullah’a, sahabeye veya tabiine dayandırılarak aktarılmasıdır. Bu yüzden “rivayet” kelimesi kullanılması o bilginin otomatik olarak sahih olduğu anlamına gelmez. Rivayet önce aktarılmıştır ama onun sahih mi, hasen mi, zayıf mı, mevzu mu olduğuna muhaddisler bakar, usul ilmi onu tartar. Bu veyaa başka bir naklin sahih olması, ilim ehli tarafından tahkik edilmesi, senedinin sağlam olması, Kur’an ve Sünnet ile çelişmemezi gerekir. Yoksa her ağızdan çıkan şey rivayet kategorisine girip din diye paylaşılınca din kirlenir. Sosyal medyada duyduğunuz ve kitaplarda okudgnuz her menkıbeyi, olağanüstü bir hikâyeyi, akıl dışı bir olayı “rivayetmiş” bahanesiyle yaymaya başlarsanız karşınıza biride çıkar orda dur der yani.. niye zorunuza hidiyor ki? Rasulullah ﷺ bu ümmeti uyardı: “Bir kimsenin duyduğu her şeyi söylemesi ona günah olarak yeter.” (Müslim) Hızır aleyhisselam bir peygamber ve aktardiginiz rivayette onun hâlâ bursada namaz kıldığı rivayet olunuyor. Edep yahu. Allah'ın peygamberi hakkında konuşuyorsunuz! Rivayet ettiğiniz kişi İslâm peygamberi farkindamisiniz? Hurafeler, dine hizmet etmez. Tam aksine zayıf
HZ. MUSA ANADAN ÜRYAN!
❗️Önce şu hadis denen iğrenç habisi bi okuyun. — Tabii ki yine Ebu Hüreyre'den: ​➤ "İsrâiloğulları çıplak olarak yıkanır ve birbirlerinin avret yerlerine bakarlardı. Mûsâ ise tek başına yıkanırdı. Bu yüzden İsrâiloğulları, "Mûsâ'nın bizimle yıkanmasına engel olan şey ancak husye hastası olmasıdır," dediler. [Husye ne? Sözlüğe bak, buraya yazmaya dilim varmıyor. M.T.] Bir defasında Mûsâ (nehirde) yıkandığı sırada elbisesini bir taşın üzerine koydu. Taş onun elbisesini alıp kaçmaya başladı. Mûsâ da arkasından, 'Ya taş, elbisemi bırak, ya taş, elbisemi bırak!' dedi. Fakat taş, İsrâiloğulları'nın yanına kadar gitti. İsrâiloğulları, Mûsâ'yı çıplak olarak gördüler. Bunun üzerine: "Mûsâ'da hiçbir kusur yokmuş!" dediler. Taş durdu. Mûsâ elbisesini aldı ve taşa vurmaya başladı. Allah'a yemin olsun ki, taşta Mûsâ'nın asasının eseri olarak iki, üç, dört veya beş tane iz meydana gelmişti. — İşte Allah'ın: "Ey iman edenler! Mûsâ'ya eziyet edenler gibi olmayın. Allah Mûsâ'yı onların iftiralarından temize çıkardı. O, Allah katında itibarlı bir kuldu," (Ahzâb 33:69) sözü bunu açıklamaktadır." (Müfteriler: Buhari, Gusl 20 Habis no: 2 Müslim, Fedâil/42 Habis no: 6146) ❗️Bu Habis'ten neyi öğrendik? — İsrâiloğulları çıplak yıkanırlarmış! — İsrâiloğulları Hz.Musa'nın edep yerinde bir kusur olduğunu dillendirmeye başlamışlar... Allahü teala da bir taşın maharetiyle Hz. Musa'yı anadan üryan müfterilerin huzurunda teşhir etmiş, Musa'yı aklamış! — İsrâiloğulları bu manzarayı görünce: "Yahu biz Musa'nın resmen günahını almışız yav! Meğer adamda takım taklavat tamammış!" — Hz. Musa olaya çok kızmış o taşı fena halde dövmüş... Zavallı taş yara bere içinde kalmış! ​➤ Anlatılanları gözünüzde canlandırın? Ve bunu sözüm ona Resulullah ashabına anlatmış? "Hadis var"cının dini budur işte: ​—
1000Kitap
"Edep Yahu'' yazılı dekupe işçilikli musenna hat levha. 20. yy. başı
Alıntı