Doğada avcılar zayıf avı kokusundan tanır; modern dünyada da bilinçaltı çaresizlik ve muhtaçlık kokusunu saniyeler içinde tespit eder. Bir şeye mecbur olduğunu hissettirdiğin an güç dengesi aleyhine döner; insan zihni muhtaç olana acıyabilir ama ona asla saygı duymaz.
Felsefe
“Allah sizin cisim ve suretlerinize değil, kalplerinize nazar eder…”
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Allah Resûlü'nün ({s.a.v.}) "Kul, günah olan bir şeyi istemediği müddetçe duası kabul olunur" sözünün manası: Yani kul, günah olan bir eylemi işlemeyi doğrudan talep etmediği, akrabalık bağını kesmeyi istemediği ve acele etmediği sürece duası makbuldür. Efendimiz'in "Şüphesiz Rabbiniz hayâ sahibidir, keremdir. Kulu ellerini kaldırdığı zaman onları sıfır olarak geri çevirmekten hayâ eder" hadisindeki "sıfır" kelimesi, ellerin bomboş ve içi boş olarak kalması demektir. اَلْمَجْمُوعَةُ السَّنِيَّةُ عَلَى شَرْحِ الْعَقَائِدِ النَّسَفِيَّةِ
Kızgın kumların ortasında, kavurucu bir sıcağın altında günlerdir yol alan bir seyyahın zihnini ve kalbini meşgul eden tek bir arzu vardır; o da hararetini dindirecek buz gibi nurlu bir su kaynağına kavuşmaktır. O yolcu önüne çıkan küçük bir su birikintisini gördüğünde büyük bir iştiyakla oraya koşar, fakat o sığ birikintinin saniyeler içinde kuruyup toprağa gömüldüğünü gördüğünde kalbi daha büyük bir hasretle ve hüzünle sarsılır. Yaşadığı bu hayal kırıklığı aslında onun ufkunu o küçük çukurlardan kurtarıp, çölün arkasında saklı duran devasa ve sonsuz bir okyanusa yöneltmesi için sunulan gizli bir rehberdir. İşte insanoğlunun bu dünyaya adım attığı andan itibaren ruhunda taşıdığı o dindirilemez aşk yangını da tıpkı o seyyahın bitmek bilmeyen susuzluğu gibidir. Kalbe yerleştirilen o devasa sevme istidadı, yeryüzünün geçici çehrelerine ve solmaya mahkum fani güzelliklerine sığışamayacak kadar büyük bir vüsate sahiptir. Yeryüzü kumaşı bahar mevsiminde milyarlarca taptaze nebatat ve rengarenk ipeklerle yeniden dokunurken, kâinattaki her bir zerre kendi fıtri lisanıyla o sönmez muhabbetin ismini haykırır. Gökyüzündeki şaşmaz nizamdan holdinglerin sığamayacağı büyüklükteki galaksilerin dönüşüne kadar her şey, o tek bir ebedi merkeze doğru akan nehirler gibi aynı muazzam cazibeye boyun eğmektedir. İnsan nazarı ne zaman fani bir cemalin parıltısına takılıp orada kalmak istese, o parıltının sönmesi ve fani bağların kopması kalbe vurulan şefkatli bir uyanış tokadıdır. Aynaların kırılması, arkalarında saklı duran ve o ışığı oraya gönderen ezeli güneşin, yani baki olan Allah'ın zatına perdesiz bir nazarla bakabilmek içindir. Yolun başında fani bir çehrenin hasretiyle başlayan o deli divane yangın, tefekkür imbiğinden geçip olgunlaştıkça, yerini hiçbir fırtınanın sarsamayacağı
“Bir gece içimde bir kapı kapandı • Kimse duymadı, ben bile zor fark ettim Kalbimin içinde ince bir çatlak var Dokununca büyüyor, susunca derinleşiyor Bir şey eksildi benden Ama ne olduğunu bilmiyorum Sanki biri içimdeki ışığı aldı Geriye gölgesi kaldı Ve anladım ki bazen insan Kırıldığı yeri saklayarak yaşamaya devam eder.”
Umberto Eco'ya göre kitaplar, ruhun ihtiyaç duyduğu anlarda başvurabileceği ilaçlarıdır. Kimi zaman bir roman teselli eder, kimi zaman bir deneme yol gösterir, kimi zaman da bir şiir nefes aldırır. Ruhumuzun da ilk yardım çantası kitaplardır. Yalnız kaldığımızda, yorulduğumuzda, kaybolduğumuzu hissettiğimizde ya bir dosta gideriz ya da bir kitaba. Belki de bu yüzden kitaplar sadece okunmaz; iyi gelir, çünkü üzerinde düşünülerek seçilmiş her kitap, doğru zamanda alınmış bir ilaç gibidir.✨🌿