“Sonra, fark ettim, ağırlaştı hava, görülmeyen bir buhurdandan yükseldi kokular, Bir meleğin salladığı, ayak sesleri de pıtır pıtırdı yer döşemesinde.”
Hayvanları sevmek öyle bencillikten uzak, öyle fedakâr bir şeydir ki, insanoğlunun değersiz dostluklarından ve vefasızlığından sık sık hayal kırıklığına uğrayan birini derinden etkiler.
"New York'ta mehtap bile bir akıl hastasına benzer. Central Park'ta ne zaman mehtabı görsem aklıma Shelley'nin Solan Ay adlı şiiri geliyor" diye yazdı özel notlarına. Ne yazık ki buradaki çevresinde sanat ve edebiyat üstüne konuşabileceği hiç kimse yoktu. Bırakalım Rimbaud'yu, Gauguin'den, D.H. Lawrence'tan, Oscar Wilde'dan, Edgar Poe'dan bile habersizdiler. Erkekler ruhsuz, kadınlar manasızdı. Yalnız melezlerle zenciler, sütun gibi bacakları, abanoz tenleriyle vahşi orkideleri andırıyorlardı.