Nikah Şahitliği ve Hanefî Mezhebine Göre Gayb İlmi ​Hanefî mütekaddimûn (ilk dönem) fukahasından olan İmam Fakih Ebu'l-Kasım Ahmed b. İsme es-Saffâr (ö. 336 h.), evlenirken Yüce Allah’ı ve Nebi ﷺ'i nikahına şahit tutan kimsenin tekfir edileceğini (dinden çıkacağını) açıkça belirtmiştir; çünkü bu kimse, Nebi ﷺ'in gaybı (yani kendisine ulaşacak hiçbir beşerî yol bulunmayan gizli şeyleri) bildiğini iddia etmiş olmaktadır. ​İmam Ebu'l-Kasım'dan yapılan bu nakli; el-Fetâve'l-Velvâliciyye (c. 5, s. 422), Hulâsatü'l-Fetâvâ, el-Muhîtü'l-Burhânî, el-Fetâve'l-Bezzâziyye ve el-Fetâve't-Tâtârhâniyye gibi pek çok meşhur fetva kitabı yazarı aynen aktarmıştır. ​Fakat el-Fetâve't-Tâtârhâniyye müellifi, Ebu'l-Kasım es-Saffâr’ın bu katı görüşüne karşı, el-Mültekat sahibinin (ki muhtemelen 6. yüzyıl alimlerinden Ebu'l-Kasım es-Semerkandî'dir) "tekfir edilmeyeceğini" söylediğini aktarır; zira bu nikahın, Nebi ﷺ'in ruhuna arz edilen (gösterilen) şeylerden biri olma ihtimali vardır. Nitekim et-Tâtârhâniyye'de (c. 4, s. 38-39) şöyle geçmektedir: ​"Bir kimsenin, Allah ve Resûlü’nün şahitliğiyle bir kadınla evlenmesi caiz olmaz. Şeyh İmam Ebu'l-Kasım es-Saffâr'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: 'Bunu yapan kimse kâfir olur; çünkü Resûlullah ﷺ'in gaybı bildiğine inanmıştır.' el-Hücce'de ise şöyle denmiştir: el-Mültekat'ta bu kimsenin tekfir edilmeyeceği zikredilmiştir; çünkü eşya (meydana gelen olaylar) Nebi ﷺ'in ruhuna arz olunur ve şüphesiz peygamberler gaybın bir kısmını bilirler. Nitekim Yüce Allah: 'O gaybı bilendir, gaybına kimseyi muttali kılmaz; ancak razı olduğu bir resûl müstesna' [Cin: 26-27] buyurmuştur." ​Mecmeu'l-Enhür adlı eserde de buna benzer bir ibare yer almaktadır. ​Özetle: Hanefî fukahasından bazı mütekaddimûn alimler, kendisinden sonra meydana gelen olaylardan
➡️ *Zamanımızda müctehid âlim yoktur* 📆 (Osman Ünlü Hocanın 21.06.2026 tarihli yazısı) *Sual: Zamanımızda kendisini, âyetlerden hüküm çıkarabilecek müctehid zannedenler var. Gerçekten zamanımızda, âyetlerden hüküm çıkaracak müctehid âlim var mıdır ve bunlardan din bilgisi öğrenilebilir mi?* *Cevap:* Bugün ictihad edebilecek kadar derin âlim hiç yoktur. Her Müslümanın dört mezhebden birinin ilmihâl kitabını okuyup öğrenmesi, imanını ve bütün işlerini buna uydurması lazımdır. Böylece, bu mezhebe girmiş olur. Dört mezhebden birine girmeyen kimse, Ehl-i sünnet olmaz, mezhepsiz olur. Mezhebsiz olan da, ya yetmişiki bozuk fırkadan birindedir, yahut kâfir olmuştur. Es-Sâvî tefsirinde, Kehif suresinin 24. âyetinin tefsiri hâşiyesinde buyuruyor ki: “Dört mezhebden olmayan kimsenin sözü, Sahabinin sözüne veya sahih olan hadis-i şerife, yahut âyet-i kerimeye uygun olsa da, buna uymak caiz değildir. Dört mezhebden birinde olmayan kimse sapıktır. Başkalarını da, hak yoldan ayırmaktadır. Dört mezhebden ayrılmak küfre kadar gider. Müteşâbih âyetlere zahirleri gibi mana vermek, kâfirlerin âdetleridir.” Bir din adamı, Ehl-i sünnet mezhebinde olduğunu bildiriyorsa ve mezhebinin bilgilerini yayıyorsa, Onun sözleri ve kitabı kıymetli olur. Okuyanlar faydalanır. Mezhebsizlerin din kitapları zararlıdır. Okuyanların dinini, imanını bozar. Bu sebeple her Müslüman, Ehl-i sünnet mezhebini öğrenmeye ve çocuklarına öğretmeye çalışmalıdır. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından tercüme edilmiş, nakli esas alan kitaplar tercih edilmelidir. Böyle olan kitaplardan almalı, okumalı, öğrenmeli ve tanıdıklara ve hatta bütün Müslümanlara da yaymaya, dağıtmaya uğraşmalıdır. Böylece sevap da kazanılmış olur. *Sual: Bir camide vaktin namazı kılındıktan sonra, o camiye namaz kılmak için gelenler, ayrıca
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Robin Hood'un 12. yüzyıldan günümüze uzanan evrimi, aslında muktedirlerin ve dönemin sosyo-politik dinamiklerinin, kitlelerin dilindeki bir anlatıyı nasıl manipüle edip kendi çıkarlarına göre "evistleştirebileceğinin" kusursuz bir simülasyonu. Sınıfsal Kimliğin Değiştirilmesi (Özgür Çiftçilikten Soyluluğa) ​İlk Dönem: İlk yazılı kaynaklarda Robin Hood, bir aristokrat değil, köylünün bir tık üstünde yer alan özgür bir çiftçidir (yeoman). Radikaldir, doğrudan kurulu düzene ve yozlaşmış kurumlara (kilise ve toprak sahipleri) başkaldırır. ​Kırılma (16. Yüzyıl ve Sonrası): Üst sınıflar ve devlet aygıtı (örneğin VIII. Henry) figürü benimsedikçe, sistem için tehlikeli olan bu "haydut" kimliği törpülenir. Karakter, haksızlığa uğramış soylu bir figüre (Sir Robin of Locksley) dönüştürülür. Bu yapısal değişiklik, anlatının yıkıcı gücünü elinden alır; çünkü artık sorun sistemin kendisi değil, sistem içindeki bazı "kötü aktörler" (Prens John gibi) haline gelir. Ahlaki Griliğin İdealize Edilmesi (Katil Hayduttan Aile Dostu Kahramana) Özgün Efsane: Erken dönem baladlarında Robin, ahlaki açıdan gri, çıkarları için şiddete ve cinayete başvurmaktan çekinmeyen, manipülatif bir ortaçağ düzenbazıdır. Yoksullara yardımı birincil amaç değil, sistem karşıtlığının doğal bir yan ürünüdür. Modern Dönem: 19. yüzyıl Viktorya dönemi ahlakçılığı ve 20. yüzyıl Disney sineması, karakteri tamamen sterilize ederek "zenginden alıp fakire veren" fedakâr bir halk kahramanına, hatta çocuk kitaplarının sevimli bir figürüne indirger. Anlatıların Manipülasyonu ve Günümüz Sosyolojisi Robin Hood efsanesinin bu iki ucu arasındaki uçurum, günümüz dünyasındaki "anlatı inşası" (narrative building) ve sosyal medyanın yarattığı kabilecilikle doğrudan örtüşüyor. İnsanlık, karmaşık ve gri olan gerçekliği kabul
Felsefe
Marble bust of Antinoüs-Osiris, c. 130-138 A.D. Antinoüs (Antinous. Antinoös. Yunanca: Ἀντίνα ςα )) Roma'nın Bithynia et Pontus eyaletinde Claudiopolis'te (günümüz Bolu, Türkiye) doğan bir Yunan gencidir. M.S. 128 yılında Roma İmparatoru Hadrian'ın favorisi ve sevgilisi oldu. Antinoüs hakkında Hadrian ile olan bağlantısı dışında çok az şey bilinmektedir, ancak M.S. 130 Ekim'de 18 veya 19 yaşlarında gizemli erken ölümünden sonra bir efsane haline gelmiştir. İkisi Mısır'da Nil boyunca seyahat eden bir filonun parçası iken, Antinoüs'ün boğulduğuna inanılıyor. Antinoüs'ün gerçekten nasıl öldüğüne dair, kazara boğulmaktan tasarlanmış insan kurbanına hatta intihara kadar birçok teori öne sürülmüştür. Alimler, Hadrian'ın kayıp anılarında, Hadrian'ın kendisinin bunun sarhoşluk nedeniyle kazara bir ölüm olduğuna inandığını belgelediğini söylüyor. Yine de, Dio Cassius'un olaydan 80 yıl sonra yazdığı yazılar, Antinous'un ölümünün Hadrian'ın hastalığı veya kötüleşen sağlığı adına bir fedakarlık olduğunu iddia ediyor. Böyle bir olay son derece tartışmalı olurdu, çünkü Hadrian İmparatorluk içindeki fedakarlığa karşı yasaları güçlendirmişti. Antinoüs'ün ölümünün ardından Hadrian'ın teselli edilemez hale geldiği ve çağdaşların "kadın gibi eğitildiğini" iddia ettiği söyleniyor. Yerel papazların Antinous'u ölüm şekli nedeniyle Mısır tanrısı Osiris ile özdeşleştirerek hemen tanrılaştırdığı düşünülüyor. Ancak, Hadrian'ın bizzat Antinoüs'ü tanrılaştırdığı ve Roma İmparatorluğu boyunca yayılmak ve genişlemek üzere ibadetine adanmış bir tarikat kurduğu da öneriliyor. Hadrian ayrıca Antinous'un cenaze yerinde (Hir-we Antik Mısır bölgesi) Antinoüs-Osiris'e ibadet etmek için bir kültür merkezi haline gelen Antinoöpolis şehrini kurdu. Nekropolis de dahil olmak üzere tüm önceki yapılar
Kim dayanabilir zamanın kırbacına? Zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine, Sevgisinin kepaze edilmesine, Kanunların bu kadar yavaş Yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine. Kötülere kul olmasına iyi insanın Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken? Kim ister bütün bunlara katlanmak Ağır bir hayatın altında inleyip terlemek. Ölümden sonraki bir şeyden korkmasa, O kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya Ürkütmese yüreğini? Bilmediğimiz belalara atılmaktansa Çektiklerine razı etmese insanı?
Mezuniyet mi.
Bir toplumun eğitim anlayışını anlamak istiyorsanız, çocuklarına nasıl davrandığına bakın. Çünkü eğitim yalnızca ders kitaplarından, sınavlardan ve diplomalardan ibaret değildir. Eğitim aynı zamanda değer kazandırma, karakter inşa etme ve geleceğe yön verme sürecidir. Ne yazık ki son yıllarda eğitim hayatımızda dikkat çeken yeni bir alışkanlık ortaya çıktı: Mezuniyet gösterileri... Bir zamanlar mezuniyet denildiğinde akla üniversite sıralarından başarıyla ayrılan gençler gelirdi. Yıllarca emek vermiş öğrenciler, aileleriyle birlikte bu anlamlı günü kutlar, eğitim hayatlarının önemli bir aşamasını geride bırakmanın gururunu yaşardı. Kep atmanın bir anlamı vardı. O kep, verilen emeğin ve kazanılan başarının sembolüydü. Bugün ise mezuniyet kavramı adeta anlamından uzaklaştırılmış durumda. Anaokulu mezuniyetleri, ilkokul mezuniyetleri, hatta sınıf geçme etkinlikleri bile dev organizasyonlara dönüştürülüyor. Çocuklar sahnelere çıkarılıyor, özel kostümler hazırlanıyor, profesyonel çekimler yapılıyor ve ortaya çıkan görüntüler çoğu zaman sosyal medya platformlarında paylaşılmak üzere hazırlanıyor. İşte burada durup düşünmek gerekiyor. Bu etkinlikler gerçekten çocukların mutluluğu için mi yapılıyor? Yoksa yetişkinlerin alkış alma, beğeni toplama ve görünür olma isteğinin bir sonucu mu? Günümüz dünyasında sosyal medya hayatımızın merkezine yerleşmiş durumda. Beğeni sayıları, görüntülenmeler ve paylaşımlar birçok kişinin önceliği haline geldi. Ne yazık ki eğitim kurumları da bu rüzgârdan etkileniyor. Bazı okullar artık eğitim başarılarıyla değil, düzenledikleri organizasyonların ihtişamıyla gündeme geliyor. Oysa bir okulun değeri sahne dekoruyla değil, yetiştirdiği öğrencilerle ölçülmelidir. Daha da düşündürücü olan, ortaokul ve lise mezuniyetlerinde ortaya çıkan bazı