Bu çatışmalarda çarpışan askerler ilk kez savaşan yedeklerdi. Işçilerden daha iyi beslenmişlerdi, ama onlara işçi gömleği ya da işçilere de üniforma giydirilseydi, çatışanları ayırt etmek mümkün olamayacaktı; aynı sınıftan oldukları için öylesine benziyorlardı birbirlerine. Gerçekten, üniformaları ve silahları olmasa genç askerler de birbirleriyle kanlı bir kavgaya girişirlerdi.
Ayrıca hepsinin aynı dili konuştuklarını da unutmamak gerekir, hepsi aynı aşağı İngilizce'yi konuşuyorlardı. Birbirlerine aynı küfürleri ediyorlardı. Askerin birinin elindeki silahı bir işçi eline alıp salladığında, demir dövmeye alışık kollarında silah, askerinkinde olduğundan değişik durmuyordu. İşçiler belki savaş konusunda bu askerler gibi eğitilmemişlerdi ama, analarından emdikleri süt kendilerini korumadıklarında aç kalacaklari bilincini yerleştirmişti kafalarına. Askerler de yine analarınin sütünden, kendilerine boşa ücret verilmediğini öğrenmişlerdi. Böylece, yoksulluk, hastalık, açlık gibi şehirlerin kendilerine sunduğu ve memleketlerinin kendilerini tehdit ettiği ortak düşmanla savaşırcasına birbirleriyle de savaşıyorlardı.
Artık günümüzde barışçıl metotlar uygulanıyor. Zorbalık demode oldu. Eğer icra memuru gönderebiliyorsan artık kiralık katil kullanmana gerek kalmadı demektir.
Bundan birkaç yıl önce bütün bir sokağı çaldık, tahta parkelerden yapılma bir sokaktı bu, bu tahta parçalarını kazıp çıkardık, yükledik ve götürdük. Yaptığımızın olağanüstü bir başarı olduğunu sanıyorduk. Aslında boşa uğraşmıştık. Kendimizi de boşuna tehlikeye atmıştık. Kısa bir süre sonra, belediye meclisi üyesi olarak ihale dağıtımıyla uğraşmanın çok daha verimli bir iş olduğunu öğrendim. Bu yoldan bir sokağın ihalesini alırdı insan ve böylelikle hiçbir riske girmeden, bir süre yaşayacak kadar para kazanırdı.