Kimi anlarda insanın geçmişi geri dönüyordu, hani kendine ayıracak bir saniyenin bile olmadığı zamanlarda döner ya; fakat bunaltıcı ve gürültülü bir rüya şeklinde geliyor, bu tuhaf bitki, su ve sessizlik dünyasının ezici gerçekleri arasında hayretle hatırlanıyordu. Hayatın durgunluğu hiçbir şekilde huzur duygusunu getirmiyordu akıllara. Gizemli bir niyet üzerine derin düşüncelere dalmış yatıştırılamaz bir gücün durgunluğuydu bu. İntikam duygusuyla bakıyordu sana. Sonradan buna alıştım. Artık görmüyordum. Vaktim yoktu.
"'Bunlardan biri ibret olsun diye sallandırılmadıkça bu haksız rekabetten kurtulamayacağız,' dedi. 'Kesinlikle,' diye homurdandı öbürü; 'sallandırmak ha! Neden olmasın? Bu ülkede her şey - her şey mümkündür."
"...Hayır, imkânsız; insanın varlığının belli bir dönemindeki -onun hakikatini doğuran, ona anlam veren; içine işlemiş o algılanamaz özünü oluşturan- yaşam hissini aktarmak imkânsızdır. Buna olanak yok. Nasıl rüya görüyorsak öyle yaşarız - bir başımıza..."
"Yalanlarda bir ölüm hissi, bir ölümlülük tadı vardır - hayatta en çok nefret ettiğim ve tiksindiğim, unutmak istediğim şeydir bu. Yalan bana acı çektirir, midemi bulandırır, sanki çürük bir şeyi ısırmışım gibi gelir. Mizaç meselesi herhalde."