Antik Yunan uzun zaman boyunca Sümer gibi bir şehir devletleri topluluğu olarak yönetildi fakat Makedonya Kralı ll. Filip (MÖ 382-336) bölgeyi sadece imparatorluk kontrolü altına sokmakla kalmadı, aynı zamanda gevşek şehir devleti konfederasyonlarının bölgede tekrar güvenle işieyebilmesini imkansızlaştırdı. Bu tek bir nesil için yeterli bir miras gibi görünüyor; ancak imparatorluğu üç kıtaya yayılan oğlu Büyük iskender'le karşılaştırıldığında, Filip pek de başarılı sayılmaz.
İskender'in amacı, yalnızca yaşadığı müddetçe devasa bir imparatorluğa hükmetmek değil, Yunan dili, dini ve kültürel değerlerini yayarak dünyayı daimi olarak Yunanlaştırmaktı. Yunan halkı ülkelerine Hellas dediği için, tarihçiler bu sürece Helenleştirme ismini vermiştir.
Filip'in rüyası, oğlu iskender'de yaşamını sürdürdü; bu sadece hoş bir hayal olabilirdi ancak sonradan çok daha büyük bedelleri olan ve fazlasıyla kanlı bir gerçeğe dönüştü. Yunan filozof Aristoteles (MÖ 384-322) tarafından eğitilen iskender, kaderin yaşamı için öncelikli olduğunu, Aristoteles'in tabiriyle, "meydana gelen her şeyin gereklilikten meydana geldiğini" öğrenmişti. iskender için bu kader düşüncesi, "Göğün Emri" ve "Açık Kader"e benzer şu olasılığı ortaya çıkarmış olsa
gerektir: Dünyaya hükmedebiliyorsanız, sebebi muhtemelen bunu yapmamz gerektiği içindir.