İsa aleyhisselâm'ın çarmıhta can verdiği efsanesi üzerine bina edilmiş bir medeniyetin rehin aldığı insanlarız. Başörtüsünün Müslüman kızın vakarı olduğu, Yahudi ve Hıristiyan tesettürüyle hiç alakası olmadığına felsefe bilgisi payanda sağlayacaktır. Felsefeden haberdar olmadığımız müddetçe Kur'an zindanda bırakılacaktır. Felsefe bilgisi Asr-ı Saadet'in ve Hulefa-i Raşidin devrinin merkezdeki ve şirkten arınma istirahatinin ömrümüzdeki yerini bize fark ettirecektir.
Yazı hayatım bir şeylere uzaksa, en çok akıl hocalığına uzaktır. Evin en küçük çocuğuydum. Öncülük yapmanın bana göre olmadığına çocukluğumda şartlandım. Genç yaşımdan itibaren yazmakla neyin peşine düştüm peki? Başından beri yazdıklarım canımın yandığını, canımın neden yandığını aksettiren şeylerdir.
Atasözü "Görünen köy kılavuz istemez" diyor. Halbuki Türkiye'de insanları bırakın görünen köye ulaştırmayı köyün göründüğüne ikna edecek bir kılavuza ihtiyaç var. O kılavuz ben miyim? Ben o kılavuz olmak ister miyim? Bu iki suali menfi cevaplandırmalıdır.
Kur'an nazil olmasaydı ne olacaktı? Türkler vatan sahibi olmasaydı ne olacaktı? Bu ikisi karşımıza birbirinden bağımsız suallermiş gibi çıkıyor; ama herkim ne kadar uğraşırsa uğraşsın bunlara iki farklı cevap bulamayacaktır. Her iki sualin cevabı da tıpatıp aynıdır: Kur'an belli bir çağda, belli bir yere indirilmeseydi ve Allah Türklere tarihin bir kavşağında vatan nasip etmeseydi küffar bütün dünyanın hakimi sayılacak, küfür düzeninin karşısına bir gücün çıkamayacağı zannı bütün dünyayı kaplayacaktı.