Bölümüm sayesinde yenice okuduğum kitaplardan biri oldu kendisi. 19.yy Britanyasını bolca gördüğümüz bir romandır. Her türlü ihtirası, intikamı ve bolca dramı olan bu romanı okumanızı tavsiye ederim.
Ah hayat telaşesi...
Her insanın farklı bir problemi, başka bir arzusu, ve başka bir hayatı vardır. Çehov, bu gibi konuları "Martı'da" çok güzel anlatmış. Sade bir dil ile yorucu olmayan bir tiyatro oyunu. Yazarın "Altıncı Koğuş" kitabını da okumuştum. Ve yine aynı mükemmel bir tat verdi.
Her insanın içinde iyi ve kötü vardır ama hangisini seçeceği kendi elindedir. Kötülüğü seçip onun tadını aldıktan sonra, en sonunda iyiliği seçtiği halde kendini kötülüğe bırakan birini görüyoruz kitapta da. Onu bu hale getiren bilim değil, insanın ta kendisiydi.
Yazarın, kabuslarından etkilenip böyle bir kitap yazması da beni oldukça şaşırttı...
Goethe'nin okuduğum ilk eseridir. O kadar güzel yazılmış ki... Genç Werther'in acıları benim de acılarım oldu. Hayatı, insanları sorgulayan biri ve aslında hayatı yolunda gibi görünse de kendi içinde yolunda gitmeyen şeyler var, ruhunun eksik hissettiği şeyler. Tek sıkıntısını anlatabildiği arkadaşı ondan uzakta ve sadece ona yazabildiği mektuplar var. Ve kendisine uygun gördüğü trajik son...
Ah Oscar Wilde, ne yücesin sen...
Dorian Gray'in portresi, Oscar Wilde'ın tek romanı olduğunu öğrendim. Öylesine ustaca yazılmış bir roman ki...
Romanda 19.yy İngiltere'sini ve orada olan sınıf farklılıklarını açıkça görebilirsiniz. Dili zor olsa da romanı mükemmel yapıyor. Karakterlerin ustaca konuşmaları beni kitaba daha çok çekti. Güzellik algısı, haz ve kibir konuları çokça bahsediliyor. Kitap için çok şeyden bahsetmek isterim ama size spoiler vermek istemiyorum ve mutlaka okumanızı tavsiye ederim.