Ubeydullah Ahrar hazretleri yirmibeş yaşına geldiği zaman bir şeyi fark ediyor. Lütfen dikkat. İlk kez yirmibeş yaşında fark etmiş. O güne kadar bilmiyor ve çok şaşırıyor, mürşidine de bunu soruyor. Ne biliyor musunuz? Fark ediyor ki insanların kalbinde Allah'tan başkası var. Zannedermiş ki herkes kendisi gibidir. Kalp dediğin Allah evidir, Allah'ı düşünür, zikreder, başkada bir şeyle uğraşmaz. Bir de bakmış ki, insanlar onu bunu düşünüyor, şuna buna takılıyor filan. Mürşidi onu teskin etmiş, "Öyle değil iş ama sen yeni fark ettin" demiş.
Velhasıl muradımız yare kavuşmaktır. Yar Allah'tır. Yare kavuşmaya engel olan rakiplerimiz, şeytan ve nefistir. Dünyaya bu aşkın savaşını vermeye geldik.
Mümin söze inanır, münafık göze; iman gayba imandır. Eğer gördüğü zaman teslim olanın teslimiyetine iman denseydi, Kızıldeniz'de boğulurken feryat eden Firavun da iman etmiş sayılırdı çünkü o da son anda "Musa'nın Rabb'ine iman ettim," demişti. Ama Firavun'un aldığı cevap şu olmuştu:"Hayır, sen Musa'nın sözüne inanmadın; gördüğüne inandın.Bu iman değildir." ve Firavun felakete yuvarlanmıştı.
Dostun acı sözüne tahammül etmeyen, elbette düşmanın attığı taşa uğrar. Yiğit olan, dosttan gelen samimi tenkide acı da olsa tahammül eder. Tahammül etmek ne demek hatta teşekkür eder.