“Hiç kitabınız yok mu?” dedim. “Burada kitap olmadan nasıl yaşıyorsunuz, diye sorabilir miyim? Doğruyu söylemek gerekirse, kitaplarımı elimden alsalar çıldırırım.
Uğultulu Tepeler – Kitap eleştirisi
Uğultulu tepeler Emily Bronte tarafından yazılan ve herkesin çok severek okuduğu bir kitap. Ayrıca Emily Bronte’nin ilk ve son kitabıdır. Kitap her ne kadar klasikler arasında mutlaka okunması gereken bir aşk kitabı olsa da bence hiçbir beklentiyi karşılayamayacak bir kitap.
Kitapta bir olay örgüsü yok. Kitap tamamen karakter analizi üzerinden devam ediyor. Öyle ki çok fazla benzer isim olduğu için (başından sonuna kadar) karakterleri ayırt etmek çok zor oluyor.
Karakter analizi ise bu kitaptaki karakterler için dayanılmaz derecede sıkıcı, sinir edici, iç karartıcı. Özellikle Heatcliff adlı karakter okurken kendinden tiksindiriyor, nefret ettiriyor. “Böyle insanlar olabilir mi? Bu bir aşk mı? “ diye sorgulamaktan kitaptan keyif alamıyorsunuz (ki zaten keyif alınacak bir tarafı yok).
Kitap sürekli Heatcliff’in Catherine’e olan sevgisini anlatıyor. Ama bu nasıl bir sevgi bir türlü anlayamıyorsunuz. Buna çocuğunu döverek seven bir anne örneğini verebiliriz. Hırçın, nefret dolu, saplantılı ve psikopatça bir aşk. Buna aşk demeye bin şahit ister.
Kitabı evin eski hizmetçisi, çocukların bakıcısı aynı zamanda Heatcliff ve Catherine‘nin arkadaşı Nelly Heatcliff’in yeni kiracısına anlatıyor. Burada ki saçmalık ise 50-60 yaşlarındaki bir kadının her detayı asla atlamadan ve dün yaşanmış bir olay gibi hatırlayarak yeni kiracıya anlatması. Belki kitap Catherine’nin ya da Heatcliff’in bakış açısından yazılmış olsa daha derin duygular barındırabilirdi.
Gerçekten en sevmediğim kitap olarak uzun bir süre yerini koruyacak.
"Her gün farklı bedende. Her gün farklı hayatta. Her gün aynı kıza âşık." Bu cümle aslında bize kitabın konusunu özetliyor.
A gezgin bir ruh ve her gün başka bir bedende uyanıp o bedenin hayatında bir gün geçiriyor. Bedenlerin gerçek sahipleri o günleri bulanık bir şekilde hatırlıyor. A için bu hayat artık sıradanlaşmış. Her gün uyandığı bedeni kontrol edip onun hayatına saygılı bir şekilde gününü geçirmeye çalışıyo ta ki Rihianno ile tanışıp aşık olana kadar. Sonrasında her değiştirdiği bedende Rihianno’ya ulaşmaya çalışıyor.
Kitap gerçekten bir çok ödül almış ve bu ödülleri hak etmiş bir kitap. Karakterimiz her gün farklı bedende farklı kişilikle (Obez, İntihar etme düşüncesi olan, sıradan hayata sahip olan, sarhoş olan, tek sorunu dersleri olan, gay, lezbiyen, cinsiyetini değiştirmiş olan, şeker hastası, uyuşturucu bağımlısı) uyandığı için her bedenin duygusu kitapta hissedilmeliydi ki yazar bu duyguları başarılı bir şekilde okuyucuya nakletmiş. Yaşanılan hayatlardaki duygu değişimleri, mutluluklar, hüzünler okuyucuya çok iyi yansıtılmış.Özellikle A’nın bir yere ait olma isteği,her gün yeni bir ailesinin olması ama aslında hiç ailesinin olmaması gibi olaylar çok iyi işlenmiş.
Kitap genç-yetişkin kategorisinde ama bence herkesin sevebileceği tarzda bir kitap.Bizlere aşkın dış görünüşte saklı olmadığını anlatan bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. İyi okumalar ..
Her GünDavid Levithan · Pegasus Yayınları · 20152,178 okunma