Kitabın sonunda gözyaşlarımın bana eşlik ettiği bir dirilişle karşı karşıya kaldım.. Bu gidiş nereye? der gibiydi.. Evet, bu gidiş nereyeydi? Hicretimiz Kime'ydi? Aslolan kendi içimizdeki yoksulluğun farkında mıydık? Haramsız bir diyar var mıydı? Bundan sonra ne yapacaktık, Allah'a hicret edecek miydik?..
Aslında asıl yoksulluğun kazanamadığımız dünya malında değil de kendi içimizde olduğunu fark ettiren bir kitaptı. Yazarın dilini, kitabın başlarında biraz anlamadım fakat okudukça ne kadar da güzel anlatmış olduğunu fark ettim. Kitapta anlatılanlar bende büyük bir etki bıraktı, bana çok şey kattı. Kitapta, Süheylâ ve Engin adlı iki sözde müslüman karakterin, küfrün karanlığından asıl uyanışa doğru hicret ettiklerini ve asıl müslümanlığa doğru adım attıklarını görüyoruz...
"Ben çay koyayım. Sen de yeni hekâyeni hazırla, makat başında çay içek, hekâye dinliyek, kolonyamızı sürek, varsın dönsün yalan dünya, hiç bilmiyek..."