summer

summer
but what does it even matter if my intentions are never good? my road to hell isn't paved with good intentions- or bad -it's just my road.
Öğrenci
Yitik Ev
16 Haziran
558 okur puanı
Eylül 2016 tarihinde katıldı
10/10
·316 syf.·
Beğendi
·
2022 2. kitabı
Herkese selam! Bugün menüde Titan’ın Laneti yorumu var. (Burada olmaya olmaya gerçekten buranın adabı muaşeret kurallarını unutmuşum, şimdiye dek yaptığım en kötü açılıştı. Neyse!) Şimdi Percy’nin diğer kitaplarına yorum yazamadığım için seri yorumu yazmayı düşünmüştüm ama bu kitaba bayıldığım, aşık olduğum, uğrunda birçok gözyaşı ve kahkaha döktüğüm için bir şey yazmasam çok üzülürdüm. O yüzden işte buradayız. Önceki kitabı okumayanlar için spoiler olabilir yorumda, bu yüzden dikkatli olalım. Şuan aklıma kitabı yurt odamda bıraktığım geldi ama bu moralimi bozmamış gibi devam edelim. Canavarlar Denizi kitabını doğruyu söylemek gerekirse öyle çok sevmemiştim. Çünkü belli sebeplerden Kıvırcık yoktu, çok fazla olay vardı, hepsi peş peşe yaşanıyordu ve üçüncü kitapta olduğu gibi bu olayların arasına yerleştirilmiş espriler, komik sahneler ve duygusal sahneler olmadığı içinse okumak biraz sıkıcı olmuştu. Ama bu kitap… tek kelimeyle şahaneydi. Kitap Thalia, Kıvırcık, Annabeth ve Percy’nin yeni haber aldıkları iki melez Bianca di Angelo ve Nico di Angelo’ların peşine düşmeleriyle başlıyor. Ancak Percy arkadaşları birden gözden kaybolunca canavara tek başına hamle yapmaya karar veriyor ve sonra canavarla savaşırlarken Annabeth canavarla uçurumdan aşağı düşüyor ve böylelikle Annabeth’i kaybetmiş oluyorlar. Bu noktada ekipten yine biri gittiği için sinirlenmiştim kitap yine sıkıcı olacak diye ama neyse ki olmadı. Çünkü ekip Artemis ve avcılarının da gelmesiyle daralmak yerine aksine bir hayli genişlemiş oldu. Ama Artemis tehlikeli bir avın peşinden gitmek için avcılarından ayrılırken onları da Percy’lerle beraber geçici bir süreliğine Melez Kampı’na yolladı. Melez Kampı’nda Percy’nin geleneksel kabusları başladı. Annabeth’in kötü bir durumda olduğunu görünce hemen onun yanına
Titan’ın LanetiRick Riordan · Doğan Egmont Yayıncılık · 20176,1bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
7/10
·456 syf.·
Beğendi
·
2021 7. kitabı
Herkese selam. Bugün size Seçilmiş Olanlar'ın yorumuyla geldim. Veronica Roth benim için biraz özel bir yazar çünkü onu okuyamamış olmak benim içimde hep bir ukte kalmıştır. Uyumsuz'un filmini izlediğimde ortada kitap serisi olduğundan bir haberdim ne yazık ki. Ve hani gerçekten abartmıyorum muhtemelen yüz kez izlemişimdir ve hiçbirinde sıkılmamışımdır. İstemsizce en çok izlediğim film olmuş olabilir. Ve bu kadar çok izlememe karşın da, aklımda hep seriyi okumak vardı yine de. Ama bir gün üçüncü filmi izlemek gibi bir gaflete düştüm. O kadar kötü ve saçmaydı ki seriyi okuyan arkadaşımdan direkt spoiler vererek anlatmasını istedim ve anlattıklarını duyduktan sonra da bu düşüncemden vazgeçmiş bulundum. Seçilmiş Olanlar daha ilk çıktığında bile hem yazarından hem de ismi nedensizce hoşuma gittiğinden ilgimi çekmişti ve okumak istiyordum. Bana biraz nedense Simon Snow havası veriyordu kitabın ismi. Bu yüzden sınavdan sonra ilk kitabım olarak hemen bunu seçtim. Yani ne kadar doğru bir tercih yapmışım tartışılabilir sanırım ama her ne kadar okumam uzun sürmüş olsa da iyi ki bu kitabı seçmişim diyorum. Bunu bir ay sonunda kitapla aramızda oluşan o bağın da söyletiyor olma olasılığı yüksek tabii. Kitabımızda isimleri Matt, Sloane, Albie, Ines ve Eshter olan beş seçilmiş kişimiz var. Bunlar çok küçük yaşlarda yayınlanan kehanette yazan kriterleri karşıladıkları için dünyayı Karanlık adını verdikleri kötü bir güçten kurtarmak üzere seçiliyor. Karanlık dedikleri kötü ise kimse tarafından tam manasıyla görülemese bile adam suretini andıran birisi. En büyük zararı ve tehlikesi ise ortaya çıktığından Dren adını verdikleri bir şey çıkmasına neden olması çünkü Drenler etrafı yıkıp mahvediyor ve etkisine kapılan herkesi parçalıyor. Baya baya hem de. Bu seçilmişlerinde Karanlık'ı
Seçilmiş OlanlarVeronica Roth · Yabancı Yayınları · 2020382 okunma
5/10
·368 syf.·
2021 3. kitabı
Herkese selam. Bugün size 2021 için en en en en heyecanlı olduğum kitabın yorumu ile geldim. Keşke güzel bir yorum yazacak olsaydım ama maalesef biraz kötü bir yorum olacak. Kazananın Laneti benim kesinlikle çok ama çok seveceğimi düşünerek, hem 2021 hem de tüm zamanların favorisi olacağını düşündüğüm bir kitaptı. Hatta normalde serilerin tüm kitaplarını asla bir anda almamama rağmen bu seriye o kadar güveniyordum ki toplu bir şekilde almıştım. (ama 56 tl yani, ucuzdu dhdjfd) Yani bir insan bir seriye ne kadar olumlu bir şekilde başlayabilecekse o kadar olumlu ve heyecanlı bir şekilde başlamıştım. Hatta daha da fazla. Ama ben kitabın güzel olacağını düşündükçe kitap beni hayal kırıklığına uğratmaya devam etti ve doğrusunu söylemek gerekirse bu kadar vasat bir kitap olması beni baya şaşırttı ve üzdü. Kitapta Herraniler ve Valoryalılar olmak üzere iki farklı toplum var. Yıllar önceki bir savaşta Valoryalılar Herranilileri yenmiş ve onları köleleştirmiş. Kitaptaki esas kızımız Kestrel bir generalin kızı ve Valoryalı. Esas erkeğimiz ise köle bir Herranili olan Arin. Kestrel en yakın arkadaşı Jess ile gezintiye çıktığı bir gün Jess'in vasıtası ile yanlışlıkla kendini bir köle pazarında buluyor. Bir general kızı olmasına rağmen Kestrel kölelik durumlarından pek haz etmiyor ancak az sonra bir açıkarttırma gerçekleşeceği için pazar tıklım tıklım ve adım atacak yer yok. Haliyle oraya sıkışıp kalıyorlar. Kestrel açıkarttırmayı izlerken satılmak üzere genç bir çocuk çıkartılıyor. Morarmış yüzünden mi yoksa başka nedendir bilinmez Kestrel kendini bir an açıkarttırmaya katılmış bir vaziyette buluyor ve en sonda çocuğu alarak pazardan çıkıyor. Böylelikle de Arin ve Kestrel'in hikayesi başlamış oluyor. İlk öncelikle anladığımız gibi hikayenin aşk teması daha çok 'Seni seviyorum
Kazananın LanetiMarie Rutkoski · Pegasus Yayınları · 2016534 okunma
8/10
·336 syf.·
Beğendi
·
2020 52. kitabı
Herkese selam. Bugün size Adam Silvera'dan üçüncü okuduğum ve yorumunu da epey geciktirmiş olduğum kitap olan Ve Sonunda İkisi De Ölür'ün yorumu ile geldim. (Daha erken yazmak isterdim ama etkisinin biraz geçmesini beklemem gerekti.( Ve kendisi aynı zamanda 'her yıla bir silvera kitabı' geleneğinin de üçüncü kitabı oldu. Bu kitap için aşırı heyecanlıydım çünkü gerek yurtdışında gerekse burada okunup baya sevilen bir kitap. Zümra da çok sevdiği için ben de çok seveceğimi düşünüyordum. Ve öyle de oldu. Sadece beni tahmin ettiğimden çok daha fazla biraz olumsuz anlamda etkiledi ve bu kitabın hissiyatını bende biraz yok etti, bir puanı da çoğunlukla bu yüzden kırdım sanırım. Kitapta ölmeden bir gün önce arandığınız ve 24 saat içinde öleceğinizi haber veren bir sistem var. Ancak bu sistem nasıl ya da tam olarak ne zaman öleceğinizi değil, sadece 24 saat içerisinde öleceğinizi söylüyor, o kadar. Hikayemizde sadece bir günlerinin kaldığını öğrenen Mateo ve Rufus'un hikayesini anlatıyor. Bu ölüm haber verme sisteminden sonra sadece bir günleri kalan insanlar için birtakım aktiviteler-uygulamalar falan geliştirilmiş. Son Arkadaşım da bunlardan birisi. Hem ölecekler hem de ölmeyecek olanların üye olabildiği ve insanların son günlerini geçirmek için arkadaş edinebilecekleri bir yer. Mateo hiç arkadaşı olmadığından, Rufus'un ise tam öleceği gün işler biraz sarpa sardığından arkadaşları ile kalamayacağı için ikisi de bu uygulamayı indiriyor ve yolları da bu sayede kesişiyor. Biz de ikilinin bir gün içinde neler yaptıklarını okuyoruz. Açıkçası Adam Silvera'nın oluşturduğu ve bize anlattığı dünya o kadar gerçekçiydi ki, size karakterlerin yaşadığı psikolojiyi çok iyi hissettiriyordu. Mateo'nun neredeyse bir şeyi yapmadan önce bu ölümümüze sebep olur mu diye her olasılığı
Ve Sonunda İkisi de ÖlürAdam Silvera · Pegasus Yayınları · 20194,084 okunma
7/10
·272 syf.·
Beğendi
·
2021 1. kitabı
herkese selam. bugün size çıktığı zamandan beri okumak istediğim ve nihayet okuyabildiğim bir kitabın yorumu ile geldim. watch over me nina lacour'dan okuduğum ikinci kitaptı. ilk okuduğum kitabını umduğum kadar sevemesem bile havası ve karakterleri sevdiğimden dolayı yine sevmiştim. bu kitapta bize mila eşlik ediyordu. mila ona bakacak kimse olmadığı için koruyucu aile ile kalan birisi. ancak yanında kaldığı çiftin bebekleri olacağı için program onu başka bir yere götürüyor: her şeyden uzakta bir çiftlik evi. çiftlik evi sahipleri ise uzun zamandır böyle çocukları alıp yetiştiren birisi. burada daha büyükler küçüklere derslerinde yardımcı oluyor, onlara bir şey öğretiyor. sıra sıra yemekleri ya da temizlikleri yapıyorlar. mila kabul edileceğini düşünmese bile kabul ediliyor ve bunu öğrendiğinde çok mutlu oluyor. mila çiftlik evine gittiğinde geçmişinden arınacağını, onu nihayet arkasında bırakabikeceğini umuyor. ancak önceden bilmesine rağmen çiftlik evinin insanlardan ve diğer her şeyden ne kadar uzak olduğunu gördüğünde geçmişi tarafından avlanmak hiçte zor olmuyor. tabii evi çevreleyen ve geceleri ortaya çıkan hayaletler de cabası. mila hayaletlerden korkmasa bile, özellikle de belirli bir tanesinden uzak durmaya çalışıyor. ancak işlerin kötüye gitmesi çok uzun sürmüyor ve mila kendini yine kaçmaya çalıştığı geçmişiyle yüz yüze gelirken buluyor. açıkçası ben kitabı ve anlatmak istediği şeyi sevdim. yorumlarda birisi kimse yalnızlığı nina lacour'dan daha iyi anlatamaz diye bir cümle görmüştüm ve sanırım buna katılıyorum. belli başlı yazarların çok iyi oluşturduğu bir duygu katmanı oluyor, nina lacour'un katmanı ise yalnızlık ve bunu size çok güzel bir şekilde hissettiriyor. okurken sıkıntılarızın hafiflediğini ve huzurla dolduğunu hissediyorsunuz. hani çok
Watch Over MeNina LaCour · Dutton Books · 20205 okunma