Herkese selam! Bugün menüde Titan’ın Laneti yorumu var. (Burada olmaya olmaya gerçekten buranın adabı muaşeret kurallarını unutmuşum, şimdiye dek yaptığım en kötü açılıştı. Neyse!) Şimdi Percy’nin diğer kitaplarına yorum yazamadığım için seri yorumu yazmayı düşünmüştüm ama bu kitaba bayıldığım, aşık olduğum, uğrunda birçok gözyaşı ve kahkaha döktüğüm için bir şey yazmasam çok üzülürdüm. O yüzden işte buradayız. Önceki kitabı okumayanlar için spoiler olabilir yorumda, bu yüzden dikkatli olalım. Şuan aklıma kitabı yurt odamda bıraktığım geldi ama bu moralimi bozmamış gibi devam edelim.
Canavarlar Denizi kitabını doğruyu söylemek gerekirse öyle çok sevmemiştim. Çünkü belli sebeplerden Kıvırcık yoktu, çok fazla olay vardı, hepsi peş peşe yaşanıyordu ve üçüncü kitapta olduğu gibi bu olayların arasına yerleştirilmiş espriler, komik sahneler ve duygusal sahneler olmadığı içinse okumak biraz sıkıcı olmuştu. Ama bu kitap… tek kelimeyle şahaneydi.
Kitap Thalia, Kıvırcık, Annabeth ve Percy’nin yeni haber aldıkları iki melez Bianca di Angelo ve Nico di Angelo’ların peşine düşmeleriyle başlıyor. Ancak Percy arkadaşları birden gözden kaybolunca canavara tek başına hamle yapmaya karar veriyor ve sonra canavarla savaşırlarken Annabeth canavarla uçurumdan aşağı düşüyor ve böylelikle Annabeth’i kaybetmiş oluyorlar. Bu noktada ekipten yine biri gittiği için sinirlenmiştim kitap yine sıkıcı olacak diye ama neyse ki olmadı. Çünkü ekip Artemis ve avcılarının da gelmesiyle daralmak yerine aksine bir hayli genişlemiş oldu. Ama Artemis tehlikeli bir avın peşinden gitmek için avcılarından ayrılırken onları da Percy’lerle beraber geçici bir süreliğine Melez Kampı’na yolladı.
Melez Kampı’nda Percy’nin geleneksel kabusları başladı. Annabeth’in kötü bir durumda olduğunu görünce hemen onun yanına