Herkese selam! Bugün size o güzel kapaklı kitabın yorumuyla geldim. (Bana acilen yeni bir konuya giriş cümlesi gerek). Vahşi Kızlar hepimizin kapağı ve tasarımıyla büyülendiği bir kitap oldu ve haliyle merakımızı da cezbetti. Kapağı görür görmez şahsen ben kitabı hemen okumak istemiştim. Bir de LGBT olduğunu görünce daha da heyecanlanmıştım. İlk defa girlxgirl bir kitap okuyacaktım çünkü.
Ama tüm bu meraka ve heyecana ve olumlu bakış açısıyla okumama rağmen ben kitabı pek sevemedim. Yani olayların içine hiçbir zaman kendimi tam manasıyla kaptıramadım, film izliyormuşum gibi hissettim çoğu zaman ki bu kitap film olsa kesinlikle daha iyi olurmuş.
Kitapta Raxter Kız Lisesi diye bir yer var ve burası bir yılı aşkın bir süredir Tox denen bir salgından dolayı karantinaya alınmış durumda. Raxter Kız Lisesi üç tarafı sularla çevrili bir ada ve bu Tox'da tüm bu adaya, adanın içindeki ormana, heyvanlara kısacası her canlıya yayılmış durumda. Kızlar da dahil. Ve bu salgın da kızlara belli aralıklarla bir nöbet geçirtiyor ve kızlar bu nöbetlerden sonra farklılaşıyor. Yani ana karakterlerden biri olan Hetty bir gözünü kaybetmişti, onun kıymetlisi Reese'nin elinde gümüşi bir pençe gibi bir şey çıkmıştı ve özetlemek gerekirse de bu garipliklerin pullara, solungaçlara kadar giden geniş bir yelpazesi var.
Anakarada ise Nash Karargahı diye bir yer var, kızlarda yiyeceklerini, giyeceklerini falan o donanma sayesinde karşılıyorlar. Ve yiyecekleri okyanusun kıyısından almaya ise Tekne Ekibi denen bir ekip gidiyor. Hetty de başta olmasa bile Taylor ekipten çıkınca onun yerine Tekne Ekibi'ne seçiliyor. Açıkçası bu noktaya kadar kızlar sürekli yiyecek azlığından dolayı birbirleriyle dövüşürken ve sürekli küflenmiş şeyleri yerlerken neden donanmanın yeterli yiyecek göndermediklerini, onları
Vahşi KızlarRory Power · Epsilon Yayınları · 2019312 okunma
Normalde hiç sıcağı sıcağına yorum yapmam... Ama şuan neler hissettiğimi, NASIL hissettiğimi yazmam gerek. Çünkü dağlara taşlara yazsam bile atabileceğimden emin değilim bu hissi.
Bu kitabı çok sevdiğim bir blog'da görünce hemen almıştım. Birkaç ay beklettikten sonra Nisa'yla okumaya başladık. Kitabın iyi olacağını yani biliyordum. Etkileneceğimi falan. Ama bu denli korkacağımı, gerileceğimi, şoka uğrayacağımı ASLA ASLA ASLA beklememiştim.
Kitapta Lousie adlı bekar bir annemiz var. İşe gidiyor, oğluyla vakit geçiriyor, şarap içiyor, eşi onu aldattığından beri aynı monoton hayatı yaşıyor. Sonra bir gün Lousie barda çok yakışıklı bir adamla tanışıyor ve uzun zamandır hissetmediği şeyleri hissediyor. David'den çok etkileniyor. Ertesi gün işe gittiğinde ise bir bakıyor ki, bu adam onun yeni patronu. Ve evli. Lousie şok geçiriyor.
Ve sonra oğlunu okula bıraktığı bir günün ardından bir kadınla çarpışıyor. Bu kadın da David'in karısından başkası değil. Ve Louise istemese bile kadınla kendini arkadaş olarak buluyor ve işler karmaşıklaşmaya başlıyor.
Louise onlardan uzaklaşmayı denese bile bir türlü bunu başaramıyor çünkü hem David hem de Adele onu büyülemiş durumda. Gün geçtikçe ve onları daha iyi tanıdıkça Adele ve David'in mutlu çift görünümlerinin ardında daha farklı bir ilişki olduğunu fark ediyor. Adele David'den korkuyor ve David'de Adele'i sürekli kontrol ediyor ve onun haberi olmadan bir şeyler yapmadığından emin olmaya çalışıyor. Peki ama neden?
Lousie cevapların peşine düşünce BAMBAŞKA şeyler oluyor arkadaşlar. Burayı o kadar rahat yazıyorum ki, kimse böyle bir sonu asla asla tahmin edemez çünkü. O kadar tüm bu olaylara bir anlam yüklemeye çalıştık, nedenlerini düşündük falan ama... boşuna yani cidden kendinizi yormayın. Bir iki şeyi bilirsiniz yani ki olaylarla
Gözlerinin ArdındaSarah Pinborough · Yabancı Yayınları · 20181,349 okunma
Herkese selam! Bugün de Buzlu Kız incelemesiyle geldim size ve her incelemenin başında olduğu gibi yine incelemeye nasıl başlayacağımı bilmediğim için aşırı gerginim... Neyse.
Geçen ayın okuma listesine uzun zamandır bende olan ve okumadığım kitapları da yerleştirmiştim çünkü kendimi zorlamasam onları hiç okuma isteğim gelmezdi muhtemelen ve orada öylece beklemeleri de çok sinirlerimi bozuyordu. O yüzden Buzdaki Kız'ı da bu aya koymuştum.
Açıkçası bu kitap ilk patladığı zamanlar epey rağbet görmüştü ve o zamanlar olsa beklentim yüksek olurdu ama şimdi okuduğumda çok bir şey beklemiyordum. İyi ki de beklemiyormuşum çünkü beklesem kitap yarım bırakılanlar listesine girerdi. Ne desem bilmiyorum yani kitapla ilgili her şey çok kötüydü.
Oluşturulan karakterler çok güçsüzdü, olay örgüsü, olaylar, her şey... Bunlara biraz değinip gideceğim hemen.
İlki karakterler. Ben polisiye romanlarda güçlü dedektifler okumak istiyorum. Çok polisiye okumadım ama Dave Gurney bana bu kitaplardan ne istediğimi zamanında öğretmişti. Erika Foster ise yani bundan çok uzaktı. Her şeye, "tamam efendim... evet, efendim... efe-" Efendin batsın senin dedim artık. Üstlerine karşı zaten saygısızlık etsin falan demiyorum ama az biraz da tepkini koy gerçekten. Ve en kötü kısmıda, normalde sakin biriyken sorgu için bir yere gittiğinde görevli kız hiçbir şey yapmadığı halde kulaklıklarını çekip "senden rica etmedim, derhal." falan demesi. Yani... karakteri hiç tutarlı değildi.
Ve bunun komiserinin de, yani daha bir günlük davada Dave Gurney'in tüm davayı çözmek için sahip olduğu ipucundan daha fazlasını bulmuşlar, hala gelip NaSıl İLerLemE KAydETmeZsiNiZ falan demesi... Ne yapsınlardı acaba?
Hadi bunları geçeyim. Olaylar ilerledikçe bunlar daha çok çekilebilir bir hal alıyor ya da azalıyor. Ama en
Buzdaki KızRobert Bryndza · Yabancı Yayınları · 20161,252 okunma
Ağzımı açardım ve tuhaf bir şey dökülüverirdi dudaklarımdan; yeni ve bana ait olmayan bir şey. Sanki içimde başka biri varmışçasına.
Üzgünüm, derdim aileme, ne zaman foyam meydana çıksa. Asla kimseyi incitmek istemedim. Bazen bunu söylerken samimiydim de.
Fakat kimi zamansa samimi olmazdım. Beyhude ve karanlık bir öfke vardı içimde ve bu öfkeyi içimden bir türlü söküp atamazdım. Ta ki içimde yalnızca onun için yer kalana dek büyüdükçe büyürdü.