“Aşkın güzel yanı sizi dünyanın geri kalanının üstünde tutuyor. Sizi kötü şeylerin o kadar tepesinde tutuyor ki, aşağı bakıp, 𝘝𝘢𝘺 𝘤𝘢𝘯ı𝘯𝘢. 𝘉𝘶𝘳𝘢𝘥𝘢 𝘰𝘭𝘥𝘶ğ𝘶𝘮𝘢 ç𝘰𝘬 𝘮𝘶𝘵𝘭𝘶𝘺𝘶𝘮, diye
düşünüyorsunuz.
Aşkın çirkin yanları sizi havaya kaldırmıyor.
Sizi YERE seriyor.
Sizi dibe batırıyor.
𝘉𝘰ğ𝘶𝘺𝘰𝘳.
Yukar bakıp, 𝘒𝘦ş𝘬𝘦 𝘰𝘳𝘢𝘥𝘢 𝘰𝘭𝘴𝘢𝘮, diye içinizden geçiriyorsunuz.
Ama değilsiniz.
Çirkin aşk oluveriyorsunuz.
Sizi tüketiyor.
Her şeyden nefret etmenize neden oluyor.”
“𝘚𝘦𝘯𝘪 ö𝘭ü𝘮ü𝘯𝘦 𝘴𝘦𝘷𝘪𝘺𝘰𝘳𝘶𝘮 sözünü kim bulduysa anlaşılan Tate ve benim yaşadığımız türden bir sevgiyi hiç yaşamamıştı.
Eğer yaşamış olsaydı o söz, 𝘚𝘦𝘯𝘪 𝘺𝘢ş𝘢𝘮ı𝘯𝘢 𝘴𝘦𝘷𝘪𝘺𝘰𝘳𝘶𝘮, olurdu. Çünkü Tate’in yaptığı buydu.
Beni sevgisi ile hayata döndürmüştü.”
"Yumurtalı ekmek güzeldi, değil mi, Totoca?"
"Bilmem ki. Tadına bakmadım."
"Niye?"
"Gırtlağım düğümlendi, tek lokma yiyemedim... Şimdi uyuyalım. Uyuyup her şeyi unutalım.”
“Karanlıkta koşmaktan nefret ediyorum. Bunu bir daha söylemeyeceğime söz vermiş olsam da söyleyeceğim: Nefret, nefret, nefret, nefret, nefret, nefret, nefret, nefret ediyorum! Her şeyden nefret ediyorum. Yeni evden, okuldan, arkadaşlarımdan nefret ediyorum. Büyükannelerden nefret ediyorum çünkü ölüyorlar. Kedilerden nefret ediyorum çünkü ortadan kayboluyorlar ve kiraz ağacından aşağıya inemiyorlar. Sevgililerden nefret ediyorum çünkü "Sana âşığım" demiyorlar. Kendimden de nefret ediyorum çünkü herkes görüyor ama ben göremiyorum.”