"4 KADIN BİR BAHT"
“Dünyadaki uykundan uyanmadan sonsuza kadar uyumak üzeresin. Senin neler yaşadığını biliyorum ama sen neden bunları yaşadığını bilmiyorsun. Seninle bilmediklerini öğrenmen için son kez bir yolculuğa çıkacağız. Ondan sonra ölebilirsin. Zaten yaşamak istemeyeni zorla kimse yaşatamaz.”
Her birimiz, dünyaya yalnızca kendi hayatımızı değil; bizden önceki kuşakların duygularını, acılarını, suskunluklarını da taşırız. Bazen anlamlandıramadığımız kırgınlıklarımız, sebepsiz öfkelerimiz ya da içimizdeki boşluk, aslında atalarımızdan devraldığımız görünmez bir mirastır. İşte bu roman, tam da bu görünmez mirasın izini süren bir yolculuğu anlatıyor.
Her kadın, annesinden devraldığı görünmez bir sandığın anahtarıyla doğar. O sandığın içinde kimimiz şefkati, kimimiz suskunluğu, kimimizse acıları buluruz. Ama hepsinin ortak noktası şudur: O sandık, bize yalnızca geçmişi değil, geleceği de şekillendirme gücünü taşır.
Efnan’ın hikâyesi tam da bu noktada başlıyor. Onun yolculuğu; dedelerin suskunluğundan, babaların öfkesinden ve annelerin içine attığı yangınlardan süzülüp gelen bir varoluş arayışıdır. Zamanın çizgileri silindikçe, bilinçaltının derin dehlizlerinde kendi Hira’sına ulaşır. Kaçtığı, ertelediği, yüzleşmeye cesaret edemediği ne varsa, bir bir karşısına çıkar.
Bu yolculukta dört kuşak kadının hayatına tanıklık ediyoruz: Efnan, annesi Havle, anneannesi Perihan ve büyük anneannesi Afife. Her birinin hikâyesi birbirinden farklı ama bir o kadar da iç burkan ve kıymetli.
Kimi zaman babasına öfkeli bir kız çocuğunu, kimi zaman üç büyükbaş karşılığı evlendirilen genç bir kızı, kimi zaman da anne sevgisinden mahrum kalmış, bu sevgiyi hiç göremediği için kendi çocuklarına nasıl göstereceğini bilemeyen bir annenin sessiz çığlığını okuyoruz. Her hikâye kendine özgü