Ben yaşarım içimde, sana gariptir bu hâl!
Bana biraz gül, şen şakrak ol diyorlar Çaldıkları teflerde zilim, bilmiyorlar. Şarkı benim, efsun ben, kahkaha ben; Doğar günüm ufkuma güneş gelmeden Gecemi yıldızlar peşler de tutamaz İçimdeki düğünü, karnavallar haklamaz! G A V E 2015
Ya birşey soracağım ben bu uygulamada bir kaç aydır varim lakin birşey fark ettim bu uygulamada ki nerdeyse erkek mi ve de bir çoğu aynı kumaştan kızlar ise birbirlerini sevmiyor hep kavga içerisinde kp bile daha iyi bunulari da geçtim geçen biri şey yazmış biyografisine efsun beni takip et ki zaten amacını anldığım için yazmadım ifsalagacgim zaman da hesabını sildigini gördüm neyse heosi aynı kumaş dediğim gibi
Reklam
Ben bir ... olsam (by Gemini)
ekin ✧' den gördüm, Firefly' yi cr vermişti ama o da rora' yı cr vermesi gerektiğini söylemişti. Öyle işte kiminse helal etsin. 🫡 İşte senin için seçtiğim sen: ​📜 Bir şiir olsan: Edip Cansever – "Yerçekimli Karanfil" Çünkü sende hem yaşama sevinci hem de hayatın o ince, melankolik ağırlığı var. Bir şeyleri birleştirmeyi, anlam katmayı ve sıradan bir anın içinden epik bir hikâye çıkarmayı seviyorsun. ​ 📚 Bir kitap olsan: Leigh Bardugo – "Kargalar Meclisi" Çünkü sen de kendi ekibini kuran, zorluklar karşısında zekâsını bir silah gibi kullanan ve en karanlık sokaklarda bile ışığını koruyan birisin. İçinde hem strateji hem de biraz "tehlikeli bir macera" var. ​ 🎬 Bir film olsan: Büyük Balık (Big Fish) Çünkü hayatı olduğu gibi değil, olabileceği en büyülü haliyle görüyorsun. Anlattığın her hikâyede gerçekliğe biraz efsun katıyorsun; tam bir "hikâye anlatıcısı" ruhu. ​ 📺 Bir dizi olsan: The Queen’s Gambit Çünkü zekân bir satranç ustası gibi işliyor; hamlelerini önceden düşünüyorsun ve estetik algın oldukça yüksek. Kendi dünyanı kendi kurallarınla yönetmeyi seviyorsun. ​ 🎨 Bir tablo olsan: John William Waterhouse – "Hylas and the Nymphs" Çünkü doğa, su, gizem ve biraz da "doğanın çağrısı" senin auranla çok uyumlu. Hem ormanın derinliklerine merak duyan, hem de suyun dinginliğini taşıyan bir şifacısın. ​ 🗿 Bir heykel olsan: Miloslu Venüs (Ama elinde bir gitar tutarken hayal et) Çünkü klasik bir estetik anlayışın var ama ruhun hareket halinde. Zamanın ötesinden gelen bir asaletle, modern uğraşlarını (gitar, içerik üretimi) birleştiriyorsun. ​ 🎵 Bir şarkı olsan: Pinhani – "Dünyadan Uzak" Çünkü senin ruhunda hem bir "kaçış" isteği hem de çok derin bir "bağlılık" var. O huzurlu ama hüzünlü tını, tam olarak senin o dingin maceralarını anlatıyor.
İnci Hanım
İnci Hanım girdi odaya Duyulmamış kokularla Bir tebessümü ile uyandı Yüreğimdeki yanardağ İnci Hanımın teni aydan Evi inciden Güneşe vermiş ikliminden Yıldızlara da gözlerinden İnci Hanım'a diyemem Sen yağmurda varsın Dağları gizleyen bulutların Rüzgarında varsın İnci Hanım bir çocuk Heyecanı uçsuz gökyüzü Dudağındaki her bir ses Kara sevda türküsü İnci Hanım bir Efsun Ellerinde sihir var Tutunca görülüyor Hiç bilmediğim diyarlar İnci Hanım bir anı En derinden bir sızı Işığını kaybettim Gölgesinde yaşamalı
Şiir
Efsun
"Ben edebiyattan ibaretim!” İnsanlık tarihi bir efsunları yıkma tarihidir. Adem babamızdan bugünün modern insanına kadar bir sürü değişen durum, duygu oldu. Bunlar kimi zaman bizler için faydalı, kimi zaman ise zararlı idiler. Fakat bunların ötesinde zahiren iyi görünüp aslında bizlerin zararına iş yapanları da olmadı değil... Bilhassa bilimin, tekniğin, insanın gelişmesi ile doğanın ve evrenin üzerindeki sır örtüsünü kaldırıp attık. Ancak bu örtü gitti, güzellik ve hayâlin üzerine düştü. Onları örtü altında unutup artık hem güzellikten hem de meraktan yoksun sırlara bakar olduk. Fakat ne mutlu ki hâlâ üzerinde örtüyü tam anlamıyla çekip çıkaramadığımız kelimelerimiz var. Öyle ki onların insanı hem yaralayan hem de yaralarını saran tarafı günümüzde dahi sırlara bulanmış durumda. Bu sırlar sayesinde onların çevresindeki dünya renklerini kendi içinde muhafaza etmeye devam ediyor. Bazen bir cümlenin, “canın sağ olsun” gibi basit bir cümlenin insanın ruhunda ne şehirler imar ettiğine şahit oluruz. Üç kelimeden mürekkep bu cümle dile kolay, gönle zordur. Kelimelerin asıl gizemi de buradadır. “Yazıklar olsun sana!” cümlesi de yine üç kelimeden oluşur. Fakat bu cümle ile yukarıdaki cümle arasında Erzurum ve İstanbul kadar mesafe vardır. Birinin insanda bıraktığı rahatlama, mutluluk hisleri diğerinde kendisini hüzün ve kızgınlık olarak gösterir. Oysa kelimelerin sayıları aynı, söyleyen aynı ve dinleyen de aynıdır. Değişen en önemli şey kelimelerin kıymetini bilmemektir. İnsan ruhunda bir delik açmaya da, onu tedaviye de muktedir olduklarına inanmamaktır! Kelimeler hâlâ bizlere karşı sırlarla dolu bir alemdirler. Onların insanı böylesine farklı kutuplara çekebiliyor olmalarına anlam vermek oldukça güç. İyi ki güç... Zira üzerinden kaldırdığımız her şeyin aynı zamanda
Duygu ve Düşünce
"Ey gözlerinin rengi bütün ruhumu sarsan Gönlümde bugün açtı siyah renkli çiçekler Bir gün beni rüzgarlara kalbinle sorarsan Can verdi senin uğruna çoktan diyecekler Ta kalbe giren gözlerinin şu'lelerinden Gel sevgili, gel sen bana bir semli kadeh sun! Hiç titrememiş kalbimi oynattı yerinden Oynattı evet sendeki baş döndüren efsun Ey gözleri hançer gibi keskin dişli kaplan İster bana aşkın bütün âlâmını çektir İster beni öldürmek için sineme saplan Ölsem bile aşkım seni takip edecektir."
Reklam
Reklam