İncelememe , beni bu kitap hakkında inceleme yapmaya zorlayan ve şuan okumakta olduğum kitabın şu cümleleriyle başlamak istiyorum:
“ Hayır Nastyenka , sizinle benim istediğimiz o yaşama özgü o tatlı uyuşukluğu ne yapsın o ? O bunun kötü , acınası bir yaşam olduğunu düşünür ve günün birinde o hazin çanın kendisi için de çalacağını , ve günün birinde o düşlerle dolu yıllarını o acınası yaşamın bir günü için feda edebileceğini aklına bile getirmez ; üstelik bunu mutluluğu uğruna , talihi uğruna da yapmayacaktır , kederin , pişmanlığın ve dizginlerinden kurtulmuş acının saati geldiğinde , seçme şansı olmayacaktır. Ama henüz o büyük an gelmemiştir... hiçbir şey arzulamaz , çünkü o an bütün arzuların üzerindedir , çünkü her şey yanıbaşındadır , çünkü istediği her şeye fazlasıyla sahiptir, çünkü o kendi yaşamının sanatçısıdır ve eserine her an canının istediği süsü ekleyebilir. O masalsı , düşsel dünya da öyle kolay , öyle doğallıkla ortaya çıkar ki ! Sanki bütün bunlar serap değil de gerçektir! Cidden bazen bir anlığına da olsa bütün bu yaşamın duygusal kabarışlar , yanılsama , bir algı çarpılması değil , basbayağı gerçek , hakiki , canlı olduğuna inanmaya hazırdır!
Peki neden Nastyenka , söyleyin neden böyle anlarda insanın yüreği sıkışır ? Neden sanki büyü yapılmış gibi , bilinmeyen bir baskıyla nabız hızlanır , hayalperestin gözlerinden yaşlar fışkırır , solgun , nemli yanakları ağrır ve bütün benliği karşı konulmaz bir haz duygusuyla dolup taşar ? “
İşte İnsan bir kere gerçek manada sevmiş ve sevilmişse , gerçekten şu binbir hayhuyla geçen , şu insanca yaşamak için binbir zahmete katlandığımız , kırıklarla , unutuşlarla , bazı imkansızlıklarla ve hatta bazı imkanlı imkansızlıklarla baş başa bırakıldığımız , aklımız başımıza çok sonra gelip de kendimizi